Yine Verdiğimizden Fazlasını Aldık

Aycin Inci4Buruk, bükük, hastalıkla, dolayısıyla da sıkıntılı geçirdiğim iki aydan sonra tüm kolum kanadım kıranları defetmiştim artık ve Hatay’a kütüphane açılışına gitmeye karar verdim. Mutluluğumdan mutluluk çıkaran eşim Serdal beni hemen destekledi ve 3 Nisan sabahında Atatürk Havalimanından Hatay’a giden uçağa da biletimi derhal aldı. Başta Yekta Kopan olmak üzere, “İpekli Mendil” yazarlarının da içinde bulunduğu ekip, edebiyat öğretmeni Mehmet Tutar’ın okulu Narlıca Anadolu Lisesi’nin bir kütüphanesi olmadığını fark etmişler ve birkaç aydır bu edebiyat aşığı öğretmenin okuluna kütüphane açmak için kolları sıvamışlardı. Aslında biraz mahcuptum, çünkü ben geçen aylarda yaptıkları araştırmalara, koşuşturmacalara, sadece seyirci kalmıştım ama en sonunda geç de olsa “desteğimle varım” diyebilmiştim. Öğrenciler açısından gidiş amacımız onlara moral, sevinç, heyecan, umut gibi duygular depolamaktı belki ama bilmiyorlardı ki, içinde bulunduğum dönemde aslında bizzat kendileri bana ilaç olacaklardı.. Hayat ne kadar esrarengiz değil mi? Sevgi, emek, hüsn-ü niyet paylaştıkça çoğalır diyenlerin alınlarından öperim bu sebeple. Bana bu yolculukta ne öğrendiğimi sorsalardı, “Gönül birliği ile yardımlaştığınızda aslında kendi ruhunuza el uzatmış olursunuz,” derdim. Ben Hatay’dan dönerken cebime yüzlerce gülümseyen yüz, sevinç gözyaşları, umutla parıldayan gözler, şarkılar, türküler, el ele çekilen halaylar, karşılıklı olarak heyecanla çarpan yürekler, göğe salınan uçurtmalar daha say say bitmeyecek bir sürü güzel duygu, düşünce, davranış yani koskocaman öyküler koydum! Bir cebe bu kadar şey sığar mı demeyin, gönül cebine Narlıca Anadolu Lisesi’nin tüm öğrencileri ve İlk Adım Özel Eğitim’den gelen otizmli, down sendromlu, spastisiteli kardeşlerim sığdılar. Hatay’a bir kütüphane açmaya git ve sadece sana özel yazılmış öykülerle geri dön! Yine verdiğimizden fazlasına aldık! Benim için bundan daha büyük lütuf da olamazdı ama öğretmenler ve okul müdürü sağ olsunlar bizler için o “eksiksiz Antakya misafirperverliğini” de göstereceklerdi. Cebime konan öyküleri bu yazıya sığdırmam imkansız ama nasıl karşılandığımı anlatırsam coşkun sevincimi ifade edebilmem belki daha mümkün olacaktır. Sabahleyin Yekta Kopan ile havaalanında karşılaşınca birer kahve içip kütüphaneden söz ettikten sonra, uçağımıza bindik. Onun tüm şakacılığı üzerindeydi, ben ise gece boyu kütüphaneyi düşünmekten uyuyamadığımdan sersem sepelektim. Biraz şakalaştıktan sonra, eski öğretmenim ve dostum benimle, daha doğrusu öykülerimi yazmaya vakit bulamama sürecimle ilgili eleştirilerini yaptı ve yine keskin gözleriyle içimi okudu. “Başkaları için yaşıyorsun, vaktini kendinden çalıp başkalarına veriyorsun,” demişti ve çok haklıydı. Zamanı iyi ayarlamak denge ve ustalık işiydi. Uçak yolculuğu boyunca söylediklerini düşündüm. İndiğimizde Mehmet Hoca bizi almaya gelmişti. İnce uzun bir adamdı, gözlerinin kenarında minnetle beliren kendi gibi incecik çizgiler ve öğretmenliğinden söz etmeye başladığımızda göz pınarında titreyen  gözyaşı vardı. Arabaya bindiğimizde Yekta Hoca yerinde birkaç övgüde bulununca kendini tutamayıp ağladı. Sonra kendi hayatından kesitler anlattı, öyle duygu yüklüydü ki duyduklarım, öykülerimde gün yüzüne çıkmak üzere hafızama nakşoldular. Aniden yanındaki diğer öğretmen, “Vallahi dayanamayacağım Yekta Hocam, Ayçin Hocam,” diye lafa başladı. Bir lise öğretmeni bana hocam diye hitap edince, şaşkınlıktan sanki oturduğum yerde bir gariplik varmış gibi koltukta kıpırdandım. Ve öğretmen lafına devam etti. “Bunu sizlere söylemesem olmaz. Mehmet Hocam bir müddettir söyleyip duruyordu, okulumuza kitaplar gelecek, kütüphane açacaklar, Yekta Kopan gelecek İstanbul’dan öğrencileriyle diye ama ne yalan söyleyeyim, biz inanmıyorduk! Hatta kalbi kırılmasın diye de tabi diyorduk, elbette gelirler. Ama şimdi hepinizi karşımızda görünce nasıl desem ‘Selamsız bandosuna’ döndük işte…” Bir anda Yekta Hocayla göz göze geldik, ikimizin de gözleri dolmuştu, sanki anlaşmış gibi aynı anda güneş gözlüklerimizin arkasına saklandık ve başlarımızı camdan dışarı çevirdik. Bir müddet sonra hocam kulağıma eğilip, “İyi ki geldin ve benimle böyle bir anı paylaştın teşekkür ederim,” dedi nazikçe. Ben ise mahcubiyet ve minnetle, “Asıl ben teşekkür ederim yüreğime işledi,” diye fısıldadım ama sözcüklerim bana yetersiz geldi. O an anladım ki belki de sunduğumuz şükranların en doğru ve eşsiz yeri hepimizi sarıp sarmalayan “mutlak ve karşılıksız sevgiydi” yalnızca…

Processed with VSCOcam with a6 preset

Aycin Inci3

Reklamlar

Yine Verdiğimizden Fazlasını Aldık” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s