Başkalarına Ait Zamanın Peşinde, Ahmet Hamdi Tanpınar

Günümüzde dünyanın çeşitli dillerinde okunan, değer verilen bir yazar Tanpınar. Oysa devrinde sessizlikle karşılanıp, çok da anlaşılamamış, yok sayılmış.

Bir medeniyetten diğerine geçişin sancılarını, batılılaşma hikayemizin yarım kalmışlıklarını çoğu kez ironik bir dille anlatmış, eserleri sosyolojik bir okuma gerektiren, tam anlamıyla bir sanat insanı. Şair, öykücü, roman yazarı, eleştirmen, öğretmen, çevirmen, edebiyat tarihçisi.

Eserlerini sıralayacak olursak;

Ahmet Hamdi Tanpinar-Hikayeler2Şiir
Bütün Şiirleri (1976-1981)

Roman
Mahur Beste (Tefrika 1944 – Basım 1975)
Huzur (1949-1983)
Sahnenin Dışındakiler (Tefrika 1950- Basım 1973)
Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961-1977)
Ay’daki Kadın (Ölümünden sonra 1987)

Öykü
Abdullah Efendi’nin Rüyaları (1943-1983)
Yaz Yağmuru (1955-1983)
Hikayeler (Kitaplaşmayan iki hikayesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983)

Deneme
Beş Şehir (1946-2001)
Edebiyat Üzerine Makaleler (1969-1977)
Yaşadığım Gibi (1970-1977)

Antoloji
Tevfik Fikret (1937-1944)
Namık Kemal (1942)
Yahya Kemal (1940-1982)
Asır Türk Edebiyatı Tarihi

Eserlerinin dışında hakkında yazılmış çok sayıda eser, araştırma, makale, ona selam veren romanlar, etkisinde kalmış yazarlar mevcut. Bir de, “Şiir söylemekten ziyade susma işidir. İşte o sustuğum şeyleri hikaye ve romanlarımda anlatırım,” cümlesi var tabii. Bunun üzerine çok şey söylemek, anlatmak mümkün mü bilmiyorum.

Öykülerinde geçmişle, içinde bulunulan zaman geçişleri bir bilinç ve bilinç altı çatışması gibi. Fantastik düşler, anımsamalar, rüyalar, kabuslarla dolu ve büyülü. Dili de, sözcükleri de özenli. O yüzden belki de sadece onu duymak gerek:

“Kış geceleri benim için bütün bir ürperme idi. Oturma saatleri sona erip de dadımla odamıza kapanır kapanmaz, gülünçlüğünü bugün bile söylemeğe kolay kolay dilim varmayan, esrarlı bir ayin başlardı. Dadım, elinde büyükçe bir lamba, başında bilmem niçin o kadar mufassal ve hacimli sardığı bir yığın sargı, sonraları hiçbir kitapta veya sofu ağzında tesadif etmediğim bir takım dualar okuyarak, odayı köşe bucak dolaşır, her şeyin üzerine eğilip kalkarak, yatak, minder, kanepe, yastık her şeyi yerinden oynatarak okur üflerdi. Bu duanın kelimeleri o kadar garip ve yabancı şeylerdir ki odamızın, dadımla beraber gidip gelen büyük gölgelerle dolu sessizliğine, onlar âdeta bilinmez yıldızlardan getirilmiş acayip parıltılı, henüz denenmemiş hassalara malik esrarlı taşlar gibi teker taker düştükçe, benim etrafla olan alakam yavaş yavaş kesilir; içinde dadımın petrol lambasının ışığıyla peril parıl parlayan siyah yüzünün, bri gece yarısı güneşi gibi kımıldadığını, uykuyla uyanıklık arasında, çok defa dışarıdan gelen en küçük ihsaslara bile açık, bir rüya başlardı.” Evin Sahibi- Abdullah Efendi’nin Rüyaları

Mektuplarına aktardığı cümleleriyle kendisini, kendisinden dinleyelim bir de:

Ahmet Hamdi Tanpinar2“Şiirde dolayısıyle kendimin, hikâye ve romanlarımda kendimle birlikte mümkün olduğu kadar hayatımın ve insanların –kendimden başkalarının- peşindeyim. Ve başkalarına ait zamanın peşinde… Abdullah Efendi’nin Rüyaları’nda, Huzur’da san’atımın – eğer üzerinde duracak bir şey varsa iki kolumun birleştiği yerler vardır. Şimdi insandan bahsedeyim. Oldukça çalışkanımdır. Kendime göre derbeder bir intizamım vardır. Hafızam zaman zaman parazit yapmakla beraber kuvvetlidir. Okumayı çok severim ve okuduğumun esaslı tarafını kolay kolay unutmam. Çabuk hiddet ederim, fakat insanlarla münasebette daha ziyade kendimi kabahatli bulurum, hele kızarsam.” Tanpınar’ın Mektupları

Tanpınar anfizem hastasıdır ve sebebi de muhtemelen bırakamadığı sigaradır. Hasan Ali Yücel’e bu tutkusunu samimi bir dille anlatır:

“Âli’ciğim cigarasız yaşamak güç. Şu anda belki iki milyonuncu defadır cigarayı terk ediyorum. Vâkıâ tam yirmi üç gün oldu içmeyeli ama her dakika yeniden karar alarak.” A’dan Z’ye Ahmet Hamdi Tanpınar

Onun hakkında keşfedecek çok şey var, ve de borçlu olduğumuz bir özür. Ocak ayında kaybettiğimiz büyük edebiyatçımızı saygıyla ve sevgiyle anıyor, onu arayan okurları olmaya devam ediyoruz.

Selâm Olsun

Selâm olsun bizden güzel dünyaya
Bahçelerde hâlâ güller açar mı?
Selâm olsun sonsuz güneşe, aya
Işıklar, gölgeler suda oynar mı?

Hepsi güzeldi kar, tipi, fırtına
Günlerin geçişi ardı ardına.
Hasretiz bir kanat şakırtısına
Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?

Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan,
Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan,
Dönmeyen gemiler olduk açıktan,
Adımızı soran, arayan var mı?

Izzetiye Kececiİzzetiye Keçeci
İpekli Mendil Yazanı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s