Ferit Edgü İle Mütevazi Bir Paylaşımın Anısına, Mirza

Doğum günleri neden önemlidir? Yılın bir gününü, sadece birisini veya kendimizi düşünmeye ayırmak ‘çok’ mudur? Hayır. Evrenin korkutucu büyüklüğü içinde küçücük bir noktadan da küçük olarak, yalnız olmadığımızı bilmek, ortak bir şeyler paylaşmak için bu güne ihtiyacımız var.

Ferit EdguBugün Ferit Edgü’nün sekseninci doğum günü. O doğduğu sırada Türkiye gencecikmiş, Almanya’daki Nazi egemenliği ise bebek. İnsanlar caz müziği ile yeni tanışmış, Beatles’ın şarkılarına ise daha çok var. Picasso Guernica tablosunu bitireli henüz bir yıl olmuş, Edward Hopper’ın Nighthawk’ı resmetmesine daha 6 yıl var. Ferit Edgü’nün yaşamı, bir çok vahşi, acımasız, anlamsız, farklı, ilginç, yenilikçi, çoğulcu, olağanüstü ve sonra yeniden vahşi, acımasız, anlamsız olaylara tanık olmaya gebe.

Ferit Edgü ile tanışmama vesilen olan Mirza. Mirza, Mardinli bir taş ustası. O belki yörenin en iyi taş ustası, belki de sıradanlardan biri. Diğerlerinden farkı, imkânsızı denemesi. Bu yüzden olsa gerek, uzak diyarlardaki bilinmez bir köye, ne kadar para alacağını sormadan giden tek ustadır Mirza.

Mirza öyküsünün ilk satırları, Mirza’nın yolunun köye düşmesine sebep olan Muhtarın ihtirasını anlatır. Muhtar ölmesine yakın, taştan, düşlerindeki gibi büyük, saray gibi bir ev yaptırmak ister. Muhtarın kişiliği, yaptığı seçimlerden okunur:

“Muhtar çoktan dördüncü karısını da almıştı. Ve ondan sonra da yedi çocuğu olmuştu (Mansur, Yakup, Hacer, Kasım, Gülhan, Şerif, Mukaddes). Böylece toplam yirmi altı çocuğu vardı Muhtarın, ölenleri saymazsak, ki o saymıyordu.
Muhtarın oğullarından dördü (Yakup, Murad, Bedirhan, Abbas) evlenmişti, kızları saymazsak, ki o, saymıyordu.”

Babasının düşünü gerçekleştirebilecek kişiyi bulmak için Yakup Mardin’e gider. Yakup’un ikinci karısını alabilmek için babasına ihtiyacı olması ve Mardin’e giderken ustalara ne kadar para teklif edileceğini hiç düşünmemesi, hayatındaki baba egemenliğini kanıtlar. Muhtarın da paradan hiç söz etmemesi, onun bu konuda ne kadar eli sıkı olduğunun göstergesidir. Yakup, kendisine tek olumlu cevabı veren taş ustası Mirza’yı köye getirir.Mardin

Köyün sadece kerpiç evlerden oluştuğunu görünce Mirza şaşırmaz. Muhtarın evinde geçirilen gecede, muhtar yeni bir kelime öğrenir: Taşocağı. Mirza, böyle bir şeyin varlığından haberi bile olmayan Muhtara, etrafta bulunan taşlardan ev yapılamayacağını, taş ocağına ihtiyaç olduğunu söyler.

“Muhtar attan düşmüş gibi olmuştu.
Nerden bulup getirmişti Yakup bu adamı. Dillerini bile kolay kolay konuşamıyor, söylediklerinin birçoğunu Muhtar anlamıyordu bile.”

Muhtar umutsuzca bakarken Mirza onlara kerpiçten de bir kaç katlı ev yapılabileceğini söyler. Ertesi gün köyü dolaşan, evlerin duvarlarına dokunan, dağın yamaçlarını izleyen, çeşmesinden iki yudum içen Mardinli, Muhtarın anlatılanları aklında tutamaması üzerine köyün öğretmenine talimatları yazdırır.

Mirza köyden ayrılırken Muhtar onun emeklerinin karşılığı olarak, kemerinde sakladığı on dört altından birini vermek istemez. Onun yerine bir koyun ve üç toklu teklif eder. Bu noktada, daha önce yoruma bırakılan Muhtarın cimriliğinin altı açıkça çizilir. Yazar öykünün bir çok yerinde parantez içinde verdiği bilgilerden farklı olarak, bu kez kendi düşüncelerini aktarır:

“Muhtarın, onun bu emeklerinin karşılığını (aslında hiçbir şey yapmamıştı, Mardin’den buraya gelmiş, üç gün kalmış, bir şeyler yazdırmış, bir şeyler çizmiş, evin yapılacağı yeri göstermiş, şimdi de geldiği yere dönecekti) vermesi gerekiyordu.”

Yazarın burada gizli bir iğneleme yaptığını söyleyebiliriz; çünkü Muhtarın bilgiye verdiği ‘değer’ açıkça değersizliktir. Bu Mirza’ya en cılız koyunu vermesinde de okunabilir. Fakat Mirza’nın gözü parada değildir. Teklif edilenlerden sadece koyunu alır ve Muhtarın oğlundan bir ricada bulunur: Onu yakınlarda bulunan dolambaca götürmesini ister. Köylüler ilk önce Mirza’nın neden bahsettiğini anlamaz, anladıklarında ise anlamsız bulurlar.

“Ne yapacaksın orada? İn cin yoktur. Süryaniler köyleri boşalttıktan sonra insan ayağı basmamıştır oraya.”
“Peki sonra nasıl döneceksin?”
“Peki koyunu ne yapacaksın?”

Öykünün başından süre gelen, kendi doğrularından başka doğru aramayan, merak etmeyen, araştırmayan, duydukları ile yaşayan Muhtar ve ahalisi ile, bilgili, araştıran, gözlemleyen Mardinli arasındaki gerilim en üst noktaya tırmanır:

“Muhtar, ‘Koca Mardin’de bu deliden başkasını bulamadın mı?’ dercesine baktı büyük oğlu Yakup’a.
Yakup da, ‘Başka hiç kimse gelmek istemedi ki!’ der gibi baktı babasına.”

Köylüler,bu ‘hayatı kendi haline bırakışlarının’ bir sonucu olarak, dolambaç hakkında anlatılan tüm hurafelere kalben inanırlar:

“’Evet,’ dediler, terk edilmiş iki Süryani köyünün ortasında bir oylakta, çok eskilerden kalma, duvarları yer yer yıkılmış ama gene de ayakta, kapısından içeri hiç kimsenin girmeye cesaret edemediği, ustu açık, içi boş, ne için yapıldığı bilinmeyen, kimilerine göre bir zamanlar delilerin içeri bırakıldığı, yollarını bulamadıkları için hiçbir zaman kaçamadıkları, yiyecek ve içeceklerinin, duvarların üzerinden atıldığı, orda yaşayıp öldükleri; kimilerine göreyse eski zaman tanrılarının barınağı, içeride hiçbir zaman, bir insanoğlunun kendilerini bulamayacağı, dilediklerinde kendilerinin çıkıp insanlara yüzlerini gösterdikleri bir yapıydı burası.
Bir söylenceye göre ise, padişahlık döneminde, belki daha önce, bir eşkıya saklanmak için yapmıştı burasını. Çünkü hiç kimse içeri giremiyor, giren olursa yolunu yitiriyor ve eşkıyaya yem oluyordu.”

Anlam veremeyen bakışlar altında, Mirza ve Yakup iki ata binerek yola koyulurlar. Terkedilmiş ilk Süryani köyüne vardıklarında, Mirza attan iner ve evlerin yıkık taş duvarlarını okşar:

Mardin2.JPG

“Görüyor musun, burdaki evler taştan. Bir zamanlar yörede bir taş ocağı ve taş ustaları varmış.”

Köye ilk defa gelen Yakup’un şaşkın bakışları altında Mirza, arayış içinde bir evin içine girip çıkar, sonra yakınlarda olduğunu söylediği çeşmeyi bulur. Mardinlinin daha önce bu köye geldiği bellidir. Öyküde açıkça belirtilmez fakat, Mirza’nın hem köylülerin dilini doğru düzgün konuşamaması, hem de bu civarları tanıması-hatırlaması, yıllar önce bu civarda yaşayan bir Süryani olma ihtimalini kuvvetlendirir.

Dik kayalık bir yamacın ucuna geldiklerinde aşağıda dolambacı görürler. İnmeye korkan, inse nasıl çıkacağını, çıksa köye nasıl güneş batmadan varacağını düşünen Yakup’un korkusunu gözlerinden okuyan Mirza, “Burdan ötesi benim yolum,” diyerek Yakup’u rahatlatır. Yakup bilinmeze ilerleyen Mardinliden etkilenmiştir. Yakup hayatında ilk defa keşfetmek isteyen, denemekten korkmayan, sorgulayan birini tanımıştır. Köyüne doğru ilerlerken ne öğrendiğinidüşünür.

“O güne değin bilmediği bir şeyler öğrenmişti bu adamdan. Ama neydi öğrendiği?
Sağlam kerpicin nasıl yapıldığı, kirişlerin yerleştiriliş biçimi, temelin derinliği ve kullanılacak harç değildi kuşkusuz. Daha önce köyde, Öğretmene yazdırırken, Yakup dikkatle dinlemiş, bunları da öğrenmişti. Ama şimdi atının üzerinde, dönüş yolunda bunlardan başka, çok daha önemli bir şeyler öğrenmiş olduğunu duyuyor, ama bunların neler olduğunu, (kerpiç, kiriş, temel, harç misali) adlandıramıyordu.”

Yazarın bu noktadan sonraki anlatımları, Mirza’nın çocukluğu ile iç içedir. Çocukluğunda dolambaç hakkında anlatılardan korkan Mardinli, korkusu ile yüzleşmeye karar verir. Daha küçücük bir çocukken, çoğu yetişkinlerin cesaret edemediği işe kalkışarak dolambacın yolunu tutar. Aklını kullanarak bir strateji hazırlar ve dolambaca girer. O zamana kadar duydukları ile alakası olmayan dolambaçtançıktığındagüler.

“Aslında herkes başarabilirdi.”

 Yazar, geçmiş ile iç içe geçen anlatımlarında küçük bir oyun da yapar. Çocukluğunda geldiğinde Mirza’nın yanında yine bir koyun vardır. Bu yüzden dolambacın içinde arayışı anlatan paragraf, her iki zaman için de geçerli olabilir.

“Sonunda girdi. Bir süre ilerledikten sonra, içeride daha ince duvarlarla karşılaştı. Penceresi ve damı yoktu dolambacın. Başını kaldırdığında gökyüzünü görüyordu. Koyun şaşkın, bir sağa, bir sola gidiyor, sonra vardığı yerden geri donuyor, duvarların oluşturduğu dar geçitlerde ilerliyorlardı. Birçok kez dönüp aynı yere geldiklerini ayrımsadı. Ama geçtiği yerlerin hiçbirinde hiçbir insan izi yoktu. Ne bir kafatası, ne bir iskelet. Sanki birisi, bir gün önce geçip temizlemişti burasını. Bir sure sonra koyunun melemesi değişti. Ya korkuyu yenmişti, ya da çıkışa yaklaştıklarını sezmişti.”

Mirza, çocukluğunda yaşadığı bu deneyimin bir düş olmadığıyla yüzleşmek için yıllar sonra tekrar geri gelmiştir dolambaca. O günden bu yana onda hiçbir şey değişmemiştir; hala eskisi kadar meraklı, hala çocukluğundaki kadar cesaretli. Mirza yeryüzünün sesini dinler, onun sunduğu bilgileri dikkatlice toplar, inceler ve bir sonuç çıkartır. Hazıra konmaz, hazır verilen bilgileri sorgulamaktan kaçınmaz.

“Yukarıdan, gökyüzünden değil, karşıdan yeryüzünden gelen ışıkla karşılaşana değin sürdü bu yolculuk.
Ne kadar zaman?
Bilmiyordu.
O ışığa doğru yürüdü çocuk ve koyun.”

Ferit Edgu-MirzaÖykü Ferit Edgü’nün 1995 yılında Doğu Öyküleri kitabında yayınlanan dört uzun öyküden biri. Edgü’nün bu öyküleri, bir dönem yaşadığı doğudaki deneyimlerinden yola çıkarak yazdığını düşünürsek, öyküye bir de ‘gerçeklik’ anlam katmanının eklenmesi muhtemel. Terk ettirilişlerin ajitasyon yapmadan ele alınışının, kısır döngünün kırılabileceğinin, bilgeliğin inanışları alt edebileceğinin öyküsüdür bu.

Ferit Edgü Mirza’nın bilgeliğini Muhtar ve köylülerle tanıştırırken, bize de bir şeyler anlatır. Bu ‘bir şeyler,’ Ferit Edgü’nün her öyküsünde başka bir şeye dönüşür, bir süre sonra da yazarla paylaşılan ‘ortak şeyler’ olur. Kurgu aracılığıyla kurulan bu gerçek bağa hiç beklemediğimiz anda bir yenisi eklenebilir; daha özel, ama çok basit, belki anlamsız, sonsuz boşlukta garip bir tesadüf, ama gene de farklı bir tanıdıklık hissi veren, yalnız olmadığımızı tekrar hatırlatan, bu yüzden de mütevazi bir mutluluğa sebep olan: Aynı doğum gününü paylaşmak. Kutlu olsun 24 Şubat, iyi ki doğduk.

Sinem CerrahSinem Cerrah
İpekli Mendil Yazanı

Kutlama

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s