Ömer Seyfettin’e Yeniden Bakmak

Bir sürü düşünce aynı anda birikiyor Ömer Seyfettin deyince. En çok da çocukluk düşlerim. İçine girmeye ürktüğüm ama cazibesiyle beni büyüleyen anneannemin evindeki sandık odası. Girmeye çok korktuğum ve yine de içeride olmak için inanılmaz bir istek duyduğum o büyülü mekân. “Hazine odası,” derdik. Kapının arkasında sıra sıra duran halılar, yüklük, üst üste dizilmiş yorganlar, o tuhaf karanlık koku bir anda üzerime yıkılacakmış gibi gelirdi. Çocukken Ömer Seyfettin öyküleri okurken de aynı hisse kapılırdım. Odadaki sandığın içinde bir kutu içinde “güzel ve kumral Boris’in vücudundan koparılmış kesik ve kanlı kafasını” bulacağımı düşünürdüm. Bomba’yı daha sonra da birkaç kere okudum. Her seferinde aynı karanlık, gizemli kokuyu duydum. Hiç zülfikar görmemiştim ama Koca Ali’nin kolunu kestiği zülfikarı da, gümüş gibi parlayan kaşağı da oradaydı.

Omer Seyfettin

Şimdi evimde ne sandık odam ne de bir Ömer Seyfettin kitabım var ama bir an geliyor zihnimin pencerelerinden biri oraya bakıyor. Gözlerini kırpmadan yalan söyleyen biriyle karşılaştığımda, çocuk gözlerim irice açılıyor, içimden keşke “Kaşağı”yı okusaymış, demek geçebiliyor. Bu yazıyı hazırlarken de o pencerenin aralığı tam orada. Oysa neler hatırlatılabilir Ömer Seyfettin hakkında, ne çok penceresi var Ömer Seyfettin’in:

Omer Seyfettin-Butun Eserleri“Kısa öykücülüğümüzün ilk ustası Ömer Seyfettin’dir. Cumhuriyet edebiyatı öncesinde Türk kısa öykücülüğüne özde gerçekçi olmayı getiren, biçimde sade bir anlatımı sağlayan odur. Ömer Seyfettin’in bir başka özelliği de hemen hemen kısa öyküden başka bir şey yazmamış olmasıdır. Edebiyatımızın bu dalını geliştirmiş olmasıdır,” diyor Adnan Özyalçıner. Dile kolay yüz kırk öykü yazmış.

Ömer Seyfettin’in Çocukların Psikolojisini Bozması diye bir başlık var ekşi sözlük’te. Katılmıyor da değilim çoğuna. Bazan da suçu bir başkasına yüklemek ne kolay, diye geçiyor aklımdan.

“Genç Kalemler” derginin ilk sayısında yayımladığı “Yeni Lisan” adlı makalesinin Milli Edebiyat akımının başlangıç bildirisi olarak kabul edildiği söyleniyor başka bir yazı. Semih Gümüş bu makaleyi, “Ömer Seyfettin’in yazdığı Balkan öykülerindeki hoyrat söylemin genç bir asker olarak yaşadığı yılların içinden çıkışını hem anlayıp hem eleştirmek gerekir; ama bu arada onun Selanik’te yayımlanan Genç Kalemler dergisinde yayımladığı (11 Nisan 1911), o gün bugün ününü ve tarihsel önemini korumuş “Yeni Lisan” yazısı, yeni bir edebiyatın doğuşunu haber veren en önemli çağrılardan biri olarak alınmalıdır. Bu yazının
dönemi için oldukça ileri bir adım oluşu, Ömer Seyfettin’in yaratıcı zekâsını
göstermesi bakımından da çarpıcıdır. Yazının yazıldığı tarihte milli edebiyat kavramı çevresinde yeni bir edebiyat anlayışı oluşturulmaya çalışılıyordu, ama millet kavramının belirsiz olduğu koşullarda toprağa tutunmak için atılmış yalnızca bir dil çapasıydı bu kavram.

Değil mi ki Ömer Seyfettin, “Her millet kendi lisanında yaşar,” demiştir, bu uzgörü, Milli Edebiyat akımının Cumhuriyet’in ertesindeki uluslaşma ve yeni kültürün kurulması sürecine edebiyatın bütün varlığıyla yaptığı katkı olarak tarihsel değerini bugün de hissettirmektedir. Dilin, yeni bir toplum biçiminin kuruluşunda ilk günden bugüne kesintisiz süren, sonuçlanmamış kavgasıdır bu,” diye yorumluyor.

Omer Seyfettin-HikayelerSivrisinek adlı Ömer Seyfettin derlemesi onun başka bir yüzünü daha hatırlatıyor: “Ömer Seyfettin’in öylesine çok sayıda aydınlık, güler yüzlü, çağdaş öyküsü vardı ki, onlardan yapılacak bir seçki onun tam da bu yüzünü göstersin. Günlük yaşamın sıkıntılarını, kadın erkek ilişkilerini, tuhaf yaşantıları ve durumları anlatırken, hiç öne çıkmamıştır ama, bazen hoş bir ironi içine de çeker bizi. İlginç değil mi: Daha karanlık öykülerinde kullandığı eski dili, bu kitaptaki aydınlık yüzlü öykülerde günümüz “Türkçe”sine çok daha yakın ve yalındır.”

Bütün bunları alt alta sıraladığımda; gücünü de güçsüzlüğünü de bu topraklardan alan, köklerini kaynayan bir endişenin kaygısıyla tam kalbine mıhlamış bir yazar olarak görüyorum Ömer Seyfettin’i.

6 Mart 1920’de yitirdiğimiz Ömer Seyfettin’in 132. doğum gününün aydınlık, çağdaş öyküye/zihinlere ışık tutmasını diliyorum.

Gulda SahinGülda Şahin
İpekli Mendil Yazanı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s