Dön Öyküsünün İlmekleri

“İnsan bir elmayı ısırdığında, biraz da o elma gibi olur. O elma olur hatta. Yedi yıl önce ısırdığım bir elmayı kendimden ayıklamam artık mümkün değildir. Tam da bu sebeple, mesela, Dante’nin İlahi Komedyasını okumak benim için bir elmayı ısırmak gibi. Bu güne dek kanıma karışan bütün metinler için de aynı cümleyi kurabilirim. O metinleri kendi metabolizmamın bir parçası haline getirebilmek için onları çokça çiğnedim mesela. Bazılarının posasını tükürdüm, bazılarını çekirdekleriyle yuttum. Hah’ı ben yazdım evet, ama bir taraftan da şunu söylemem lazım, Hah’ı yazan beni de aslında başka metinler yazdı.
(…)
Metinlerin farklı ipliklerden dokunmuş, yani farklı metinlerden dokunmuş kumaşlar olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple Hah’taki bu ilmeklerin bunca görünür olması benim için çok doğal ve aynı zamanda kaçınılmazdı. İlmeklerden kastım metindeki bağlantı noktaları, bir metnin başka metinlerle bağlandığı noktalar, o metne dağılan metinlerin görünür olduğu noktalar aynı zamanda. Bir metin bence ancak onu önceleyen başka metinlerin varlığında kendi anlamını gerçekten kavrıyor. Ve ben böyle metinleri okumayı ve yazmayı seviyorum. Bunun farkında olan metinleri yazmayı ve okumayı seviyorum.”

Birgul Oguz

Birgül Oğuz, 2014 yılında kazandığı Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü dolayısıyla yaptığı röportajda böyle belirtmiş Hah kitabındaki göndermeleri. Oğuz’un bu sözleri, kitaptaki bazı kelimelerin ve cümlelerin neden italik olduğunu açıklıyor. Bu italikler, Oğuz’un metinlerini oluşturan öğelere açıkça gönderme yapan ilmekler. Peki, neydi bu ilmeklerin kaynağı? Oğuz’un öykülerinin anlamını gerçekten kavratacak, onlara ön ayak olan metinler nelerdi?

Hah “Tuz Ruhun” bölümü ile başlıyor. Bu bölümde öyküler, devlet şiddetine maruz kalmış altmış sekiz kuşağından bir babanın kayıp edilişinin, hem kişisel hem politik zeminde anlam arayışını içeriyor. Aşağıdaki metin, bölümün ilk öyküsü olan “Dön”deki italik kelimelerin peşine düşen bir çalışma: Anlamı büyütmek ve derinleştirmek için, Birgül Oğuz’un bugünkü doğum gününün anısına, onun sözlerinin yayılımına küçük da olsa bir katkıda bulunabilmek için.

DönBirgul-Oguz-Hah3

Dön, oldukça farklı bir anlatışa sahip. Şiirleştirilmiş bir düz yazı diline sahip diyebileceğimiz bu öykünün italiklerinin çoğunu şiirden alması bu yüzden şaşırtıcı değil. Metnin farklı anlam kapıları italiklerin oldukça derinlerinde bulunur. Öyküde bizi karşılayan ilk italik cümle ise şudur:

“Hem biz niçin doğunca ölmedik, rahimden çıkınca son soluğumuzu vermedik?”
(Dön, syf.15)

Bu cümleye, kutsal kitaplardan biri olan Tevrat’ta Eyüp’ün hikayesinin anlatıldığı bölümde rastlanır. Bu bölümde, Eyüp Tanrı’ya başkaldırır ve doğduğu güne lanet ederek yakarır: “Neden doğarken ölmedim, Rahimden çıkarken son soluğumu vermedim?”* der. Aynı bölümün sonlarında, “Niçin sıkıntı çekenlere ışık, Acı içindekilere yaşam verilir?” * satırları yer alır. Oğuz bu satırlara atfen öyküsünde şu cümleyi kurar:

“Kederliye niçin ışık verilir, canları acı olanlara hayat?”
(Dön, syf.16)

Öyküde doğum ve ölüm beraber ama çatışma ve gerilim içinde ele alınır. Zira doğmak, yaşamaya başlamak, can bulmak bir anlamda insanın varoluş sürecinde o bildik sona, ölüme, yok oluşa giden yoldaki ilk adımdır. Doğumun beraberinde ölümü de getirmesi, varoluşun yok oluşla birlikte anılması, varoluşun saçmalığı üzerine bir dizi düşünceyi çağrıştırır. Bu durumda insan, tıpkı Eyüp gibi, varoluşun anlamını sorgular. Fikir bütünlüğü açısından bakılırsa, bu bölüm tamamen Dante’nin İlahi Komedya’sına bir atıftır denebilir.

Birgul-Oguz-Hah

Oğuz, aynı bölümde T.S. Eliot’un “The Hollow Men” (Oyuk Adamlar) adıyla Dante’nin cehennemine gönderme yaptığı alacakaranlık şiirinden alıntılar da kullanır. İngiliz tarihinin önemli olaylarından Barut Komplosuna açıkça göndermeler bulunduran şiirin odaklandığı nokta şudur: İçi oyuk adamlarla temsil edilen manevi boşluk.

“Havaya açılmış her elde içi kahir dolu görünmez bir çanak. Sonra yine ve hep ah ve vah. Ama bir yandan da bu uçsuz bucaksız sahrada, bu bereket versin ki unutulmuş kaktüs ülkede duyulmuş şey mi ah ve vah?”
(Dön, syf.16)

Kaktüs ülke, “The Hollow Men” şiirin üçüncü bölümündeki, “Bu ölü ülkedir / Bu kaktüs ülkesidir / Burada taştan putlar / Yükselir, burada onlar kabullenir / Bir ölü elinin yakarışlarını / Solan bir yıldızın pırıltısında,” satırlarına göndermedir. Oğuz aynı zamanda, “Burada değil gözler / Burada göz ne gezer / Bu ölen yıldızlar vadisinde / Bu oyuk vadide / Bu kırık çenesinde yitik ülkelerimizin,” satırlarına ise şöyle atıfta bulunur:

“Sonra bir de gözlerini göğe dikişleri var. Gözlerinin bir tuhaf hesap sorusu var. Bunlar nasıl göz, takatimi içiyor. Ya hu! Tenhada göz ne gezer.”
(Dön, syf.16)

Birgül Oğuz, yaşam ile ölüm arasındaki çelişkileri barındıran bu öyküsünde Edgar Allan Poe’nun “The Raven” (Kuzgun) şiirinden alıntılar yapmayı unutmaz. Yaşayalar için ölüm, ölü ruhlar içinse hayatı temsil eden kuzgun, Poe’nun şiirinde bilinç ve bilinçaltı arasındaki bağı temsil eder. Şiirde kuzgunun diline takılan ve her söylendiğinde daha da umutsuzluğa sürükleyen “Nevermore” (Hiçbir zaman) kelimesi öyküde yerini alır.

Hiç-ama hiç- hiçbir zaman!
Çünkü haritalarda gündüzleri çiğ sarı, geceleri kapkara bir leke olarak geçen bu tenhada Akasya ve ben, birbirinin uykusuna dağılan birer rüya işçisi, zifiri karanlıkta bir kamaşma, şuursuzluk sevincinden başka bir şey değiliz ve dünya bir tek bizden sorulmaz.”
(Dön, syf.18)

Aynı şiirin, “Kararsız, hazin hışırtısını mor bir perdenin,” satırı öyküde kendine şöyle yer bulur:

“Hiç-ama hiç- hiçbir zaman! Bana söyletmeyin! Kararsız, hazin hışırtısını mor bir perdenin. Keskin limon kokusunu ve duvarlara çarpa çarpa pelte olan duayı. Oraya buraya kara örtüler gibi duran çocukları, kadınları, adamları.
(Dön, syf.18)

Oğuz bir sonraki italiğinde dünya edebiyatından Türk edebiyatına geçer. Cemal Süreya yaşamı zaman karşısında bir kaos olarak ele aldığı “Ortadoğu” şiirinin giriş satırlarında, “Zaman mı? Değil zaman. / Akan zaman değil mesafelerdir,” der. Şiirde, öncesiz ve sonrasız, yani sonsuz olan zamanı tahayyül bile edemeyen hayat acemisi insanın, yaşam denilen bu düzen ve karmaşa içindeki varoluşunun anlamı sorgulanır.

“Neydi akan, zaman mı mesafeler mi. Kaç kere yaprak döktü Akasya, kaç kere dirildi. Ya bu çember ne çemberdi. Üçtü, yediydi, kırktı. Gerisi çoktu zaten. Akasya çok uzaklarda hışıldıyordu. Dünya çok ağırdı. Ben çok azdım. Ve dilde sermayem bir ah kalmıştı.
(Dön, syf.19)

Öykünün son italiği, yukarıdaki paragrafta yer alan “Ve dilde sermayem bir ah kalmıştı,” cümlesidir. Bu alıntı, bir Urfa türküsü olarak bilinen, Kazancı Bedih tarafından bestelenen “Tükendi Nakd-i Ömrüm” gazelindendir. Türküde, “Tükendi nakdi ömrüm / Dil de sermayem bir ah kaldı gülüm aman / Sanırım derdimi lokmana gösterdim / Dedi eyvah eyvah / Bu derdinden öle bi çare / Hakiki bir ilah kaldı gülüm aman,” olarak geçen satırlarda, dil gönülü, sermaye derdi-tasayı temsil eder. Ayrıca bu satırların, Aşık Mahsuni Şerif’in, “İşte Gidiyorum Çesm-i Siyahım” türküsündeki “Aramıza sağlar sıralansa da / Sermayem derdimdir; servetim, ahım,” dizelerine ilham olduğu söylenir.

Birgul-Oguz-Hah2

Birgül Oğuz’un öyküleri matruşka gibi, ama tersinden işleyen bir matruşka: İlk önce elinizde en küçük satır vardır. Merak edip açarsanız, daha büyük satırlara ulaşırsınız; eğer onu da merak edip açarsanız, daha büyüklerine. Hah, Birgül Oğuz’un yerli-yabancı tüm edebiyatın kapılarını merak ettiren aracıdır. Bu kapıları araştırmaya devam etmek dileğiyle.

Varoluşu ile varoluşumuza yeni anlamlar katan Birgül Oğuz, iyi ki doğdun.

Sinem CerrahSinem Cerrah
İpekli Mendil Yazanı

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s