Kenan Hulusi Koray, Bir Tahayyül…

“Sabahleyin göle yıkanmak üzere gelen çocuklar, Sapancalı Ali Reis’i sazlık kenarında buldular. Göl boştu. Yeşil sazlık, daha sonra üzerine birer birer konacak yeşil böcekleri bekliyor gibiydi. Kenarda iri bir manda geceden kalma bir lekeye benziyordu. Hareketsizdi.”

Bir gölde başlar, o gölde biter Kenan Hulusi’nin “Sazlık” adlı öyküsü.  Reis sazlıkların arasında adına kadınım dediği esaretini arar durur.

Sazlik

Fantastik kurgular, kelimelerin tekinsizliği, gotik mekanlar ve kaderine razı yalnız kahramanlar, Kenan Hulusi’nin hayal dünyasından satırlara akarken, ölüm, aşk, korku, huzursuzluk, belirsizlik, çaresizlik, umut ve esaret okuru  kısacık bir hikayenin içine hapseder.

“Reisin bir ipek kadar ince kahkülleri sol kulağının üzerine düşerdi. Gömleğinin üst düğmesi açık dururdu. Burada içi sedef, küçük başı madeni bir pırıltı içinde gözüken bir yaka düğmesi göze çarpar; iliklenmeyen bu düğmeden hafif göğsü, ve daha doğrusu orada Sapancalı Hayriye gözükürdü.”

Yetmiş üç yıl önce, 24 Mayıs 1943 yılında aramızdan ayrılan Kenan Hulusi Koray gibi bir değerli yazarların  geçen zamana direnmesi, kitap raflarında görünebilmesi ve yeni okurlarla tanışması, araştırmacıların, eleştirmenlerin, edebiyatçıların ve belki de en çok yayıncıların kadirbilirliklerine muhtaç bir konudur.

Türk edebiyatının çok önemli bir kalemi olan Kenan Hulusi, İpekli Mendil kitabında “Sayfiyede Bir Numero” adlı öyküsünden bir kahramanı ile yer alır. Miçya maddesi okuru onu yeniden keşfetmeye açık bir davettir.

MİÇYA: Bir denizkızı tablosu. Islak sarı saçları omuzlarına dökülmüş bir kadın. Çıplaktı. Belinden aşağısı klasik denizkızı tablolarında olduğu gibi bir balık kuyruğuyla nihayetleniyordu. Kırmızı ve yeşil iki renk bu mavi fonlu suluboya tablonun üzerinde o kadar fazlaydı ki, insana garip bir ürperti veriyordu. İsmini okudum: Agra Miçinska. Kısaca Miçya! Asfalt yola kavuştuktan sonra ruhu değişen sayfiye yerine gelen bir trup ve trupun en ilgi çeken gösterisinde, özellikle erkeklerin aklını başından alan Miçya! Yağmurun kasabayı avucunun içine aldığı bir gecede, izleyenlerin gözlerini bağlamışçasına dans eden Miçya! Miçya denizden mi geliyorsun? Yağmurun içinden? Belki de bir bulut seni aramıza bıraktı? Belki de sedef kabuğundan dışarı çıktın? Güneş ve köpükle yıkanmış gibisin, Miçya! Küçük bir sayfiye kasabasından yağmur bulutları gibi geçerken, Kenan Hulusi’nin kalemiyle öykümüzde iz bırakan Miçya!”Kenan-Hulusi-Micya1927 yılında henüz yirmibir yaşındayken Servet-i Finun dergisinde yayınlanan “Rübab-ı Şikeste” adlı ilk öyküsünde, Servet-i Finun şiir anlayışına bir gönderme vardır. Başarılı ama çirkin bir şairin, sevdiği kızın acımasızlığı nedeniyle çektiği acıları anlatır.  Sevdiği kız arkadaşı ile plajda oturuken şair elinde bir kitapla gelir kitabın adı Rübab-ı Şikeste’dir.

“Abajur” adlı öyküsündeki kaderine razı, çirkin aşık bu kez bir kadındır. Kadınım yalnızlığı pembe bir abajur olarak tariflenir öyküde.

“Duvarda asılı saatin, sarı, yuvarlak, madeni rakkası bitmez, tükenmez hareketleriyle zamanı dokumakta..
Ve odanın kandilleri düşük, bitap bir kuş haline benzeyen dekoruna hakim bir şey var:
Bir tuğladan su sızar gibi içinden ışık sızan bir abajur.
Pembe bir abajur.
Yalnız bir abajur.
A..ba..jur!..”

Yedi Mesaleciler1928 yılında Cumhuriyet döneminin ilk edebiyat topluluğu olan “Yedi Meşaleciler” gurubunu Servet-i Finun dergisinde yazı yazdığı altı şair arkadaşı, Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret ile birlikte kurar.

Grubun tek hikayecisi olduğundan “Hikayeci Şair” olarak anılacaktır.

Cumhuriyet döneminde korku türünde örnekler veren ilk hikayecimiz olan Kenan Hulusi Koray’ın “Kavaklıkoz Hanında Bir Vak’a”, “Gece Kuşu”, “Tuhaf Bir Ölüm” ve “Bir Garip Adam” adlı öyküleri sonları farklı kurgulanmış da olsa her biri ölümle biten korku öyküleridir. Ölüm ve ölüm korkusu üzerinden yaratılan bu etki sırlı olaylar, tekinsiz mekan tasvirleri ve tuhaf kişilerle kurgulanır. Öyküler Anadolu coğrafyasında bir kasaba hanında, koruda, hastanede, ya da “sazlık” öyküsünde olduğu gibi bir su kenarında geçer. Tuhaf insanlar, ölümle ilişkili saplantılar ve sırlı sonlar…

Abdürrahim Karadeniz,“Onun anlatılarında niçinler, nedenler üzerinde durulmaz. Mekânlar belli belirsizdir. Hikâye kahramanları anlatımın başından sonuna değin geliştirilen, yuvarlaklaştırılan karakterler olamazlar; belli bir gelişmişlik düzeyiyle ve gerilim ortamıyla başlayan anlatılarda ortaya çıkan kahramanlar kaderine razı birer şahsiyettir,” şeklinde tarifler onun öykücülüğünü.

Portakal“Bir Tahayyül…
Odanın duvarları kıpkırmızı bir kâğıtla kaplı… Ve tavanında bir beyaz fanus var. Odam, ince dilimler arasındaki elyafı damla damla erimiş; posası tamamıyla çekilmiş, henüz donmaya yüz tutan şeffaf usaresi, içinde bir riyayla tutuşmuş kırmızı bir portakal sanki… Biliyorum, dışarıda gün, yaz yakıtlarının ağdalı sıcaklığı, ağustos gecelerinin ılık rehaveti içinde değil…”
Portakallar İçinde – Hayat Dergisi, (Cilt: 5, Sayı:122, 28 Mart 1929)

25 Ekim 1973 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde bir ilan yayınlanana kadar kitapları ve gazetelerde yayınlanan hikayeleri unutulur Kenan Hulusi’nin.

“Kenan Hulusi Varislerine
Bakanlığımızca (Kenan Hulusi’den Hikayeler) adlı eser basılacaktır. Merhum Kenan Hulusi’nin varislerinin çok acale Müdürlüğümüze müraacatları rica olur.
Devlet Kitapları Müdürlüğü Sultanahmet- İstanbul.”

Yüzlerce hikayesi içinden seçilen otuz yedi hikayesi “Kenan Hulusi Koray’dan Hikayeler” adıyla 1973 yılında basılır.  Bunun hemen ardından 1975 yılında Metin Erksan “Beş Türk Hikayesi” adlı kısa film beşlemesi yapar.  Samet Ağaoğlu’nun “Bir İntihar”, Sabahattin Ali’nin “Hanende Melek”, Sait Faik Abasıyanık’ın “Müthiş Bir Tren”, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Geçmiş Zaman Elbiseleri” ve Kenan Hulusi Koray’ın “Sazlık” adlı öyküsünü seçer. Sazlık filmi, Sevmek Zamanı filmi tadında ses getiren bir film olur.

“Kadın bir tropik balığı kadar çıplaktı. Ve hafif sarıya meyyal teni, küçük deniz damlacıkları ile ıslanırsa onu pul pul gösteriyordu. Bu rağmen Sapancalı Hayriye bir gün kayboldu.”

Kenan Hulusi1938- 40 yılları arasında en verimli olduğu yıllarda ikinci dünya savaşı başlar ve askere alınır Kenan Hulusi. Adapazarı’nda görevliyken tifüs hastalığına yakalanarak genç yaşta hayata veda eder. Kenan Hulusi’nin ölüm tarihi konusu tartışmalıdır. Ölümünden yıllar sonra basılan bir kitabın önsözünde bu tarih 23 Mayıs olarak belirtilmiş olsa da, mezar taşında “24 Mayıs 1943” yazılıdır.

Tartışmalı olmayan şey Kenan Hulusi aramızdan ayrıldığında henüz otuz yedi yaşında olduğu gerçeğidir. Yaşadığı bu kısa sürede, iki cihan harbi görmüş, pek çok ilke imza atmış, beş hikaye kitabı, “Osmanoflar” adlı bir roman yayınlamıştır. Yüzlerce hikayesi kitaplara girmeden dergi ve gazete sayfalarında kaybolup gitmiştir.

Yakın dostları onu ketum, hayatı hakkında konuşmayı sevmeyen, yüzünden eksilmeyen tebessümü ile hatırlarlar. Biz ise hiç unutmadık…

“Bomboş bir beyazlıkla karşılaşmış gözlerim içine, saf bir kış mehtabı damlarken, vücudum biraz hayret, biraz korku, birçok teessürle adım adım geri çekilecek… Kollarını; bitkin, mustarip, mecalsiz açılmış oldukları halde, arkamı, odamın kıpkızıl duvarlarına vereceğim… Her hangi bir tesadüfün sevkiyle içeri girenler, yüzümde, bir aşk uğruna çarmıha gerilen İsa’nın masum, ince, hüzünlü ve durgun tebessümünden başka hiçbir şey bulmayacaklar…”
Portakallar İçinde – Hayat Dergisi, (Cilt: 5, Sayı:122, 28 Mart 1929)

Mehtap AkdenizMehtap Akdeniz
İpekli Mendil Yazarı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s