Çıplak Ayaklıydı Gece, Ahmet Ümit

“Benim ülkemin toprağı katıdır, denizi acımasız, rüzgârı keskin, insanı sert. Benim ülkemin tarihi öfkeyle yoğruludur, acımasızlık yakamızı bırakmaz, kin acımasız bir kenedir, tatlı kanımızla beslenir. Benim ülkemin yazgısı karadır; gülüşü söndürülmüş, sevinci elinden alınmış, mutluluğu çıkmaz sokaklara sürülmüştür. Benim ülkem çaresizdir.*

İçinde yaşadığı kültürü -her yönüyle- çok iyi analiz eder Ahmet Ümit, ve bunu eserlerinin ham maddesi olarak kullanır. Çıplak Ayaklıydı Gece ise ’78 Kuşağı’ olarak anılan dönemin öyküleridir, 12 Eylül darbesine direnen insanların gerçek yaşamlarından hikayeler. Hala ‘direnen’ Ahmet Ümit’in doğum gününü kutluyoruz, barış ve mutluluğu barındıran nice günler diliyoruz.

Anne : “Annem kır saçlı, hafif topluca sevimli bir ihtiyarcıktır. Gençken çok güzelmiş. Siyah saçlarının altında uzun kirpiklerinin çevrelediği açık kahverengi gözleri, geçmiş güzelliğinin bir kanıtıymışçasına bakar, çizgilerin saygıyla yerleştiği yüzünden. İnsan nasıl da hızla yaşlanıyor. Ama annem belleğimde hep genç kalacak, tıpkı fotoğraflarındaki gibi. Ne kadar çok üzdüm ben bu kadını. ‘Hiç değilse gideceğin yeri söyle.’ ‘Olmaz anne, sonra haber gönderirim.’ ‘Ne zaman?’ ‘En kısa sürede.’ Gözbebeklerinde nasıl da koyulaştı şefkat. Kapanan kapı, merdivenlerde yiten ayak seslerim. Köşeden dönünceye kadar beni izleyen annemin çaresiz yüzü.” Sığınak-Çıplak Ayaklıydı Gece

Anne

Aşk : “Yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımı gözlerindeki o iki damla aydınlığa sığdıran kız, karşımda gülümsüyordu.’Ansızın bir sıcaklık doğdu aramızda demeyeceğim’, bu zaten vardı. Yüzümüzdeki ışık, konuşmadan anlaşabilmenin mutluluğuydu. Donmuş nehirler boyunca yürüyor, kalın buz tabakalarının altından akan suların fısıltılarını dinliyorduk. Yün eldiveninin altından elinin sıcaklığını hissediyordum. Bakışlarındaki Akdeniz deli ediyordu beni. Hemen, ‘Aşk’ demeyin buna sakın. Aşk tüm güzelliğine karşın insanı sınırlayan bir yan taşır. Bizim yüreklerimizde sınır yoktu. Aşk yaşamı belirleyen çizgilerden yalnızca bir tanesidir. Bizim soluduğumuz ise yaşamın kendisiydi. Ya o da yanlış anlıyorsa? Ya bunu gözü kara bir aşk sanıyorsa? Onda ne aradığımı, ne bulduğumu bilmiyorsa? Anlatmalıydım. Bu onun hakkıydı. Yıllardır onun için yaşamış, bir ömrü ona adamıştım. Varsın sormasındı, varsın bilmiş olsundu, yine de anlatmalıydım. Ama nasıl? İnsanların hâlâ ortak bir dil yaratamadıkları bu zavallı, bu geri çağda nasıl anlatacaktım?” Bir Akdeniz Düşü –Çıplak Ayaklıydı Gece

Ask

Che : “‘Che’yi bilirsin’, dedim. ‘Hepimizin yüreğinde bir Che vardır.’ Gözbebeklerinin büyüdüğünü fark ettim. Onun gözbebeklerinin içinde, masmavi bir gökyüzünün altında, şekerkamışı ve palmiyelerle kaplı bir dağın yamacında Che’yi gördüm. Arkadaşları çevresini sarmıştı, tüfeği dizlerinin üzerindeydi. Saçları yine gürdü, sakallan seyrekti ve yine çok yakışıklıydı. Neşeyle bir şeyler anlatıyordu. Sevinçle gülümsedim, gözlerindeki Che’ye. ‘Biliyorum’ dedi. Ve Che kayboldu gözlerinde. ‘Hepimizde vardır bu. Ayrımında olmasak bile taşırız onu. Belki bizi biz yapan da biraz budur.’ Sevindim böyle düşündüğüne, beni anlayacaktı.” Bir Akdeniz Düşü –Çıplak Ayaklıydı Gece

Che

Patlama : “‘Oğlum, yatağın başucunda durmuş ben, seyrediyor. Alacakaranlıkta yüzünü göremesem de beni izleyen çocuğun, oğlum olduğunu hissederek, mutlulukla gülümsüyorum. Sonra dönüp karıma sarılmaya çalışıyorum ama elim sıcak bir kadın bedenine dokunacağına çarşafın soğuk boşluğuna düşüyor. O anda aklım başıma geliyor. Karımın iki yıl önce oğlumla birlikte o korkunç patlamada öldüğü gerçeği olanca ağırlığıyla zihnime çöküyor. Bu kabustan kurtulmak için gözlerimi açarak yatakta doğruluyorum. Yine de, az önce oğlumu gördüğüm köşeye bakmaktan kendimi alamıyorum. Hayır, kimse yok.'” Sevgilim Tiner-Çıplak Ayaklıydı Gece

Tren

Tren : “Bir istasyona çıkıyorum sarı duvarların arasındaki merdivenlerden. İsmini sormayın; o bildiğiniz tren yolu boyunca bir parça mahzun ve hep bekleyen istasyonlardan biri bu. Gişeden biletimi alıyorum. Ah, ne güzeldi asık suratlı görevlileri atlatarak trenlere biletsiz binmenin heyecanı. Bir ara gözlerim kahverengi traverslerin üzerinde uzanan raylara takılıyor. Biliyor musunuz, ben devrimin hep tren istasyonlarından, daha doğrusu raylardan başlayacağına inanırdım. Önce sesi geliyor trenin, sonra kıvrılan vagonları. Bir telaştır alıyor yolcuları. Onlarla beraber ben de ayaklanıyorum. Trenin duracağı yere doğru yürürken bir el, koluma dokunuyor. Gözlüklerinin ardındaki gözleri rica dolu bir nine, elimden tutarak ‘Trene birlikte binelim’ diyor. Kolkola biniyoruz trene. ‘Çok sağ ol yavrum’ diyor. ‘Asıl sen sağ ol nine, aylarca evde kapalı kalmış bir insandan yardım istedin, ilk sen tutuyorsun sevgilimden bu yana elimi. Asıl sen sağ ol nine’ demek istiyorum, ama söyleyemiyorum. Tren sarsılarak ilerlerken ben de pencere kenarındaki sıralardan birine geçip oturuyorum.” Sığınak –Çıplak Ayaklıydı Gece

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s