Menekşe Toprak’ın Valizindekiler

Menekse Toprak-Valizdeki MektupMenekşe Toprak’ın doğum günü adına onun söyleşilerinden ve Valizdeki Mektup öyküsünden derlediğimiz bu yazıyı hazırladık. Edebiyatımızın, arada kalmışları iyi anlayan yazarına mutlu yaşlar dileriz.

Tahta bir valiz bu.

Merak ediyordum içindekileri. Merak uyandıran bir kadın bu valizin sahibi. 1970’te Kayseri’de doğmuş. Köln ve Ankara arasında geçmiş çocukluğu ve okul hayatı. Bir dışardan bakmış ülkesine, bir içerden. Böyle bakmayı iyice alışkanlık edinmiş ve odağı hep bireyde kalmış. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra Ankara’da ve Berlin’de bankalarda çalışmış. İş hayatı da bu gidişlere uyum sağlamış anlayacağınız. Valizin içinde bu arada kalmayı, nasıl bir his olduğunu anlatacak yazılar arıyorum belli ki.

“Eski demir kilidine elimi attığımda, hem merak hem de korkuyla dolup taşmıştım…
Anlık bir klik. Belki de o klik sesiydi beni o kadar büyüleyen…
Hiç de öyle ağır olduğu kadar, tıka basa dolu değildi…”

El yazısıyla yazılmış notları gördüğümde aklım yerinden oynayacak gibi oldu. İşte buydu aradığım. Onun düşünceleri. Bütün bu öykülerinin, romanlarının altında yatan düşünceler. Öyküleri Kitaplık, Notos, Özgür Edebiyat gibi dergilerde, Kadın Öykülerinde İstanbul, Kadın Öykülerinde Ankara ve Kadın Öykülerinde Avrupa adlı antolojilerde yer aldı. Karşılaşma adlı öyküsü Almanca’ya çevrildi ve 20. Yüzyılda Türk Öyküleri adlı antolojide yer aldı.

Valizdeki Mektup, onun ilk kitabı, yalnızlık, cinsellik, aşk, kimlik gibi en temel sorunlar çevresinde dönen dokuz öyküden oluşuyor. İkinci öykü kitabı Hangi Dildedir Aşk’ta coğrafyalar, kimlikler, kültürler arasında gidip gelen kahramanların bulunduğu ve takıntılı aşk, yalnızlık, içedönüklük, cinnet, sanrılar, pişmanlıklar, arayışlar arasında yol alan sekiz öykü anlatıyor. Temmuz Çocukları ve Ağıtın Sonu ise yazdığı romanlar.

İşte valizden çıkan ilk not:

“Anne sütünü emdiğiniz, anneye dokunduğunuz sürece insanlar arası sevginin, şefkatin yok olacağına inanmıyorum.”

İşte burada da çocukluğundan, edebiyatla nasıl tanıştığından bahsediyor.

“Evimizde kitap yoktu. Almanya’nın her yerinde halk ve şehir kütüphaneleri vardı. O zamanlar Almanca bilmiyordum. Evimizin yolu üzerinde bir Türk kitapçısı vardı, sıkça önünden geçerdim. İlk kitabımı oradan aldım, daha sonra kütüphanede Türkçe kitaplar bölümü olduğunu fark ettim ve oradan da kitap almaya başladım. 15 yaşımda Ankara’ya geldiğimde Yaşar Kemal’i, Orhan Kemal’i okumuştum. Türkçe kitaplar bölümündeki bütün klasik Türk yazarlarını okumuştum, çünkü yaşıma göre kitap seçme şansım pek yoktu. Film seyreder gibi roman okuyordum.”

Yazmaya nasıl başladığınıysa böyle anlatmış:

“Bu öykülere ulaşana kadar önce kendi dilimi bulmam gerektiğini biliyordum. 23 yaşında bir şeyler yazmaya başladım, roman yazmayı bile denedim ama soluğum yetmedi, belki de yaşam biçimim el vermedi. Bankacılık zamanlarımda ‘yapmak istediğim başka bir şey var’ diyordum ama o nedir, bilemiyordum.”

Her yazar söyler, yazılarının gerçeklikten yola çıkan ama kurgularla bezenmiş olduğunu. Okur olarak yine de merak ederim, kendi hayatından izleri takip etmeye çalışırım. Benim yazılarıma da ışık tutar bu küçük iz sürmeler, buluşlar. Yokuştaki Kız öyküsüyle ilgili yazdığı not, bu yüzden çok ilgimi çekti.

Menekse Toprak“Her öyküde bire bir etkilendiğimi söyleyemem kendi yaşantımdan. O hikâyeyi aynı zamanda pek çok göçmen çocuğun hikâyesi olarak okuyabiliriz. Öyle bir yokuş benim hayatımda vardı ve ailem Almanya’ya gittiğinde o yokuşa bakar, ‘Bu yol beni onlara götürecek,’ diye düşünürdüm. Anlattığım köyü sonra gidip görmedim, o kurguladığım, ama önceden kısmen bildiğim bir köydür. Okulun açılmasını bekleyen, ailesini bekleyen kız kısmen benim. Ama hikâyenin bütünü, köye giden adam tabii ki kurgu.”

Şehir ve ülke değiştirmek konusunda bolca deneyimi olan, bunu öykü ve romanlarına yansıtan yazar, mekanla olan ilişkisini anlatmış.

“Ben çocukluğumdan beri sürekli mekân değiştirmiş biriyim. İlk kez yeni bir mekana vardığınızda ya da terk ettiğiniz şehirlere yeniden döndüğünüzde önce mekanları ve bütünün karakteristiğini görürsünüz. Detaylar, ilişkiler daha sonra devreye giriyor.”

“Lütfen dokunmayın diyen rehberin sesiyle kendime geliyorum. ‘Biz yıllardır bu nesneleri toplamak için çok uğraştık. Hepsi önemli tarihi dokümanlardır.’
Parmaklarımı üzerinde gezdirip, açmadığım halde klik sesini işittiğim demir kilitten hızla elimi çekiyorum.”

Ne zaman bir yazarın hayatını araştırmaya başlasam klik sesi duyarım. Hayatıyla ilgili öğrendiklerim, yeryüzünde ilk ben okuyormuşum, keşfediyormuşum gibi heyecanlandırır. Menekşe Toprak’ın Valizdeki Mektup öyküsündeki kahraman müzede karşılaştığı valizle kendi geçmişine bir yolculuğa çıkarken, ben de kendimi ararım bu hayat hikayelerinde.

Pelin OneyPelin Öney
İpekli Mendil Yazarı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s