Sema Kaygusuz’un “Yaprak ve Tüy Zamanları” ile Hayata Dair

Ardıç tohumu, kontrolsüz ve savrularak daldan düşmeye başlar. Sonuca hükmedişinde öğrenilmişlikler vardır. Sıralar hepsini. Bir ilacın kimyasına karışmak gibi en doğalından, yıldızları sayan bir sarhoşun gözü olma yaratıcılığında olasılıklar. Nihayetinde, “Emin ol bu hallerden hangisi olsaydım yine de memnun kalırdım yaşamımdan. Çünkü öteki olmanın düşüyle, yaşadığım o anın gerçekliği arasında bir seçim yapmam gerekirse, yine elimdekini seçerim,” der. Elindekini seçmek. Bir başkasının bilinmezliği yerine, kendi bilinmezliğini seçmenin huzuru. Ve kollektif bilince gönderme yapıp, bildiğimizi bilmediklerimizi hatırlatır bize ardıç kuşu: “Yalnızca bunu biliyordum, neden bildiğimi, bunu kimin dediğini hâlâ anımsamıyorum. Belleğim buyuruyor, ben istiyordum.”

Ardic KusuVe bir su oyuğunda yosun tutup, çürüyecekken Ardıç Kuşu onu bulur gagasının ucuyla acıtmadan tutup, yuttuğunda yüreğini görür kuşun. Onla büyür, dönüşür, bütünleşir, ona ağaç halini sunar kanatlarında taşıması için.

“Güzel gözlüm… Geldiğinde ne kadar aç, nasıl da yalnızdın. Dağların üstünde uçmadığın, dolaşmadığın yer kalmamıştı. Beni bulduğunda güzün en ışıklı saatlerindeydik. Gücenmiş, bitkin düşmüş, umudunu kaybetmemiştin. Senin içinden geçene dek istek dolu biriyle karşılaşmanın ne tür bir tuzak olduğunu henüz kavrayamamıştım. Şimdi gövdemden eğrilerek yayılan o kımıltılı gölgeye baktıkça, rüzgarın hükmüyle azıcık sallandıkça, senin tutkunla büyüyorum gitgide. Sen gelince çok yalnız kaldım…”

Sema Kaygusuz, Yaprak ve Tüy Zamanları adlı bu kısacık öyküsünde doğal, şiirsel bir dilde, hayata dair öğreti sunuyor. “Dönüşümün kendisi olmak.”

Bir kere daldan düştükten sonra ne umudu kaybetmeli, ne de birinin kanatları altında sonsuz huzuru bulduğunu sanmalı. Birden çoğa, çoktan bire dönüşmedikçe, kapsayıp büyümedikçe ne kadar özgürleşebilir insan? Ya da savrulmadan, yutulmadan, kabul edip, dönüşmeden yani acı çekmeden özgürleşebilir mi?

Cümlelerinde yazdığının ötesini bildiğini hissettiriyor. Ama okura her şeyi söylemeyen, meraklandıran bir yazar kuşkusuz Sema Kaygusuz. Metinle olan mesafesi, bu yolculuk öyküsünde ardıç tohumuna eşlik etmemizi sağlıyor. Uzun ve derin yolun, kısa ve yalın hikayesi.

Ardic AgaciArdıç ağacının tohumunun, ardıç kuşunun enzimleri ile çimlenebilir, filizlenebilir olması ise büyüleyici. Ya da ardıç ağacından yapılan ahşapların dayanıklılığı sertliği ile hikayenin gücü arasındaki ilişki etkileyici değil mi?

Simyacılarca felsefe taşı yapımında kullanılmış ardıç. Dayanıklı dokusundan dolayı ise Romalılarca Jupitere’e (Zeus) adanmış. Kertçe , buruk, sert, lezzetli gibi anlamlara geliyor. Ardıç ateşi kötü ruhların kovulmasını sembolize ediyormuş.

Kökleri toprağa yayılmış ve gene kendi özünü bıraktığı ardıç kuşunu dallarında taşıyan, evrilmiş bir ardıç ağacının mistik anlatımında kimbilir başka ne gizler saklı? Belki bir kez daha okumalı.

Izzetiye Kececiİzzetiye Keçeci
İpekli Mendil Yazarı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s