Kendi Rüyamı Yazmaya Çağıran Yazar: Onur Caymaz

Onur Caymaz’ın ilk okuduğum öykü kitabı Gece Güzelliği olmuştu. Elimdeki kitaba bakınca ilk baskı olduğunu görüyorum. Sanırım çıkar çıkmaz almıştım. Belki de Caymaz aşağıdaki satırları yazdıktan birkaç gün sonra.

onur-caymaz-gece-guzelligi“İşte böyle sevgili okur, yazla birlikte Gece Güzelliği de bitti. Kitaplarım hep güze selam etmiştir. Çocuklarımdan biri daha… Birkaç güne, İletişim Yayınları tarafından yollanır kitapçı raflarına, güzel, hüzünlü bir desen olur hayatınızda. Sadece kapağında bir Onur Caymaz yazar, o kadar; artık benim değildir satırlarım.

Şimdilik yazacaklarım bitti, sustuk. Rüya sırası sizin artık…” (26.09.2010 14:30 Birgün)

Okuma serüvenimin belirli bir bölümünde bilinçli bir tutum olmaksızın öyküden vazgeçmiştim. Sonradan tekrar öykü okumaya başladığımda Onur Caymaz’ın “Küçük İkramlar” ı bana öykünün gücünü, sorgulatan tavrını hatırlatmıştı.

Sevdiğim ve içime dokunan her şey bir arada bu öyküde. Antika iki kahve fincanı, mavi çiçekli Şukufe, diğeri taşra şehirlerinden birinde astsubay karısı olabilecek, renksiz, mıymıntı Leyla, plakları kayıp bir radyolu pikap, dalgaya, rüzgâra meydan okuyan eski bir yalı, zarif, güngörmüş Haminne, entelektüel, gönül yarası almış, yoklukların üzerine perde gibi kapanan bir oğul; Mesut Bey, varsıl günlerden yokluk günlerine atılan ilk adımlar, satışa çıkarılan eşyalar; kıymet değer bilmez, yapılan küçük kahve ikramını geri çeviren akbaba ruhlu insanların varlığı.

Her sevdiğim eşyayı kullanırken ya da yıllar içinde vazgeçemediğim küçük eşyaları biriktirdiğim anı kutumu açtığımda, bu eşyaların hayatıma ikram ettiği anılarla aynı anda ve her zaman Leyla ve Şukufe de aklıma düşüveriyor. Tüm bu irili ufaklı eşyaların yapılışından hayatıma nasıl girmiş olduklarına dair hikâyeleri aklıma üşüşüyor.

Hayatımın hangi anında neye şahit olduklarını hatırlatıyorlar hiç bıkıp usanmadan, tüm o değişmez ve sabırlı halleriyle unuttuğum, unutacağım ve yaşanmış yaşanmamış her şeyi varlıklarıyla somutlaştırdıklarını, cisimleştirdiklerini düşünüyorum.  Sonrasında “herkesin evinde öyle veya böyle sakladığı tabağı eksik, gövdesi çatlamış bir fincanı, terden rengi atmış bir sporcu bilekliği, sökükleri dikiş tutmayan ama her fırsatta sırta geçirilen eski bir pijama var mıdır,” diye soruyorum, atılmaması veya başkasına verilmemesi için direnilen, kavga verilen, daha da saklanan. İçimden bir ses “Kuvvetle muhtemel” diyor.

Tabağı kırılmış olsa da, derme çatma uydurulan bir tabağa oturtulmaya çalışılan bir fincana bu bağlılık, o fincanı tamamlamaya, yoksunluğunu gidermeye çalışmak ya da eskiyen, insanın üstünden dökülen o pijamaya sarılış ve her bir söküğü usanmadan dikmek neden diyorum. Geçmişe sığınmak, o eşyaların anımsattığı tüm o anları tekrar yaşamak, ömrü ömür yapanları anımsamak isteğinden sanırım. Onları kaybetmemek için. Bu hem anıların değerli oluşundan hem Caymaz’ın dediği gibi içinde alın teri var olan eşyaya hürmet isteğinden olsa gerek belki. Belki de Tanpınar’ın Abdullah Efendisi için olduğu gibi eşyanın açık dost, her zaman güvenilir çehrelerine sığınmak, insanların değişkenliğindense, dalgın ve daüssılalı uykularının getirdiği güvenirliliğini yeğ tutup, onların rüyalarına dalmak arzusundan.

Kişi için bu denli bir sığınak ve ömürlerimizin cisimleşmiş halini temsil ettiğini düşündüğüm zamanlarda bu eşyaların elden çıkarılmak zorunda kalındığı anları da üzülerek düşünüyorum. Elden çıkaran kişinin eksilip eksilmediğini merak ediyorum. Zaman zaman eski eşyaların satıldığı dükkânları veya antikacıları dolaştığımda beni kendine çeken eşyalar oluyor, hürmetle dokunuyorum bu nedenle. Film şeridi gibi yaşanmışlıklarını görmeyi deliler gibi istiyorum ama bu olsa olsa sadece bir rüyada olabilir, değil mi?

Küçük İkramlar’da Şukufe satılmamak için direniş gösterirken Leyla’ya ne olmuş olabileceğini öykü bittikten sonra hayal edip durmuştum bir süre. Hele o radyolu pikap da o yalıyı bırakmak zorunda kalmış mıdır diye düşündüğüm bir akşam gözüm evde salonun başköşesinde duran gramofona takılı kalmıştı. Çalışma masası almaya gittiğimiz bir gün onu ve beraberinde bir sürü plak alarak eve gelişimiz, hatırlamıştım. Her çaldığım taş plakta bana sahibinin sesiyle bir şeyler söylemeye çalışan bu gramofonun hikâyesi neydi? Ne demişti Onur Caymaz, “rüya sırası sizin artık…” İşte bu cümle bana evimin en değerli eşyasının hikâyesini yazma cüretini vermişti, serde hayatta bir öykü yazmak da olunca kaptırmıştım kendimi rüyaya.

Bu eve ilk geldiğim günden beri beni büyük bir gururla taşıyan ceviz konsolun üstünde duruyorum. Sessiz sedasız. Perihan Hanım’ın hıçkırıklarını ve derin derin iç çekişlerini dinliyorum. Gün aydınlığında hiç odasından dışarı çıkmıyor, ama geceler. Ah, o safra kusan karanlık.  “Uykuda mısın yarim uyan uyan, “ diye inleyerek dolanıyor. Dün gece aniden konsolun önünde durdu ve geçen her yılın yol olduğu damarlı ellerini ahşap bedenimde gezdirdi. Bedenimin sağ ve sol yanlarındaki yuvarlak kristal pencerelerim ela gözleri ile karşılaştığında içime cam kırıklarının battığını hissettim. O an fark ettim ki Perihan Hanım’ın gözleri İhsan Bey’in kucağında eve geldiğim akşamın görüntüleri ile dolu dolu. Becerebilseydim eğer İhsan Bey’in o ilk akşam rakı serinliği eşliğinde mırıldandığı “Ayrılık yarı ölmekmiş /O alevden bir gömlekmiş/Ah o alevin bağrında dili/Ben böyle sensiz deli” şarkısını söylerdim ama benim de kolumun zembereği boşaldı İhsan Bey gitti gideli.

Bundan tam yarım yüzyıl önce sahibim, Kapalıçarşı’da Perihan Hanım’a pandantif almak için onur-caymaz-ggMıhçı Berç’e uğramış, ardından Ustam Vafaidis’in kahvesini içmeye gelmişlerdi. Bedenime tutturulmuş ince boynum hafif bir bükümle kapıya doğru yönelmiş duruyor, kırmızı zambak ağzımın yansıması içeriye girenlerin gözünde bir yalım olup sönüyordu. İhsan Bey’in gözlerinde de kısa bir an parlayıp kaybolacağımı zannederken beğeniyle kristal camlarıma baktığını gördüm. Kahvelerin köpüğü sönüp, damaklarda telvenin tadı daha tazeyken Ustam’a veda edip, İhsan Bey’in kucağında sarmalanmış olarak ayrılmıştık dükkândan. 

 Eve geldiğimizde Perihan Hanım gözlerini fincan fincan açarak sevinç çığlıkları atmış, beni kucaklayarak salonun girişindeki ceviz konsolun üstüne yerleştirmişlerdi. Onunla sırt sırta geçireceğimiz yılların o an başladığını anlamıştım. Perihan Hanım gövdemin önündeki gümüş kabartma lir çalan Apollo’yu ve tablamı örten çuhanın yeşilini okşamıştı. Kara sevdaları, ayrılıkları, vuslatı, dostlukları, düşmanlıkları hayatın sarmalında döndürüp, girintili ve çıkıntılı oyuklarında hapseden, siyahlara bürünmüş yoldaşımı yükledi bedenime. Koluma girip yavaş yavaş döndürdü. Kafamın önündeki iğne sivriliğindeki boynumuzu yoldaşıma gömünce salonu neşeyle Saadettin Kaynak doldurdu. “Ela gözlerine kurban olduğum/Yüzüne bakmaya doyamadım ben…”

 Perihan Hanım çok keyiflenmiş “Ben bir kahve yapayım, dinlerken içeriz,”  deyip, işveyle mutfağa yönelmişti. Yoldaşımla devranımızı tamamlayıp susunca, mutfaktan başını uzatmış, “ Hayrola?” der gibi bakmıştı. Her devran için onların ellerine ihtiyacım olduğunu anlayınca ikisinin de gözlerinde beliren hayal kırıklığı kahkahalara dönüşmüştü.

 O akşamdan sonra…….”

Sonra? Sonrası yok. O akşam rüyam yarım kalmış. Tekrar görme cesareti bulabilir miyim, Leyla ve Şukufe’nin anısına bu gramofonun hikâyesi tamamlanır mı bilmiyorum.

Şu an bildiğim Onur Caymaz ile ilgili bir yazı olacaktı bu, konu saptı. Ama kabahat birazcık onun, birazcık benim. Bana kendi rüyamı görme cesareti ve isteği vermişti Caymaz. Ve bugün de doğum günü vesilesiyle bu satırları kaleme alırken o rüyayı tekrar görme ve hikâyemi anlatma anını yaşama imkânını ikram etti. İşte ben de bu ikramı geri çevirmezlik yapamadım. Rüya da olsa parçası olduğum bir hikâyem olsun istedim ve yazarak paylaşmak istedim yarım da olsa.

Yazarken de bir ses, yankılanıp karıştı boşlukta: Bunlar küçük ikramlar

Ancak yüreğimde bir öykünün bıraktığı derin tatlar var.

Billur Ozeke

 

Billur Özeke

İpekli Mendil Yazarı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s