A’dan Z’ye Ayşe Sarısayın

Sevgili yazarımız Ayşe Sarısayın’ın doğum gününü İpekli Mendil yazarlarından Billur Özeke ve Mehtap Akdeniz’in hazırladığı “A’dan Z’ye Ayşe Sarısayın Sözlükçe”siyle kutluyoruz. Nice güzel yaşlar diliyoruz.

ayse-sarisayin

ATEŞBÖCEKLERİ: “Tanıştık ayaküstü, ama birbirimizi tanıdık mı gerçekten? Tanımaya gerek yoktu ki ateşböcekleri yanıp sönerken! Nasıl da aydınlıktı her yer! Ne zaman karardı çevre, kopuşumuz nasıl başladı? İşsizlik, parasızlık, yeniden tren hattının arka tarafına dönmek, yoksulluğun sınırında yaşamak… Farkına bile varmadan, yavaş yavaş tüketti ateşböceklerinin ışığını.” (İki Ters, İki Yüz –Yorgun Anlar Zamanı)

kediBETON: “Verimli geniş topraklar yerine beton yığınlarının arasına sıkışan ağaçlar misali, kuruyup kaldım. Dallarım uzamadı göğe doğru, yeşeremedim. Ancak köklerim, daha derinlere, her geçen gün biraz daha derinlere… Bir avuç toprak elverdiğince, hep aynı yere kök saldım.” (Hicran’dan-Karakalem Resimler)

CEVİZ KOKUSU: “Uzayıp giden sonbaharlar geçiyor aklımdan. İlkyazın hanımeli kokuları bile yetmiyor sonbahar hüzünlerini silmeye, ille de yazın kavurucu güneşi, deniz ve yosun kokuları gerekiyor kaybolması için. İçimi çekiyorum. ‘Zamanla, hüzün kokuları her şeyi bastırıyor ne yazık ki!’

‘Peki, sen taze ceviz kokusunu bilir misin?’ diye soruyorum ansızın.

‘Taze ceviz? Hayır, hiç duymadım. Kokusu var mıdır taze cevizin?’

‘Benim için var,’ derken sesimin titrediğini fark ediyorum, ‘soyulmuş, sonra da buza yatırılarak soğutulmuş taze ceviz, nasıl anlatsam… Bazı şeyler vardır ya, söylemeyi akıl etmezsin hiç ya da sıradan bir nedenle hep ertelersin… Bir sevgiyi söylememek gibi. Çok sevdiğin birini yitirdikten sonra hayıflanırsın, onun için şöyle yapsaydım, ona böyle deseydim… Bunun gibi bir şey işte. Ve tüm kokuları tetikleyen de o aslında, biliyorum, taze ceviz kokusu.’” (Ceviz Kokusu-Denizler Dört Duvar)

ÇIĞLIK: “Bir tuhaflık sezdim; nedenini bilemediğim bir rahatsızlık, havada bir ağırlık, yağmur yağacak da bir türlü yağamıyor sanki, ya da telefon çalacak, kötü bir haber duyacağım gibi… Adlandıramadığım bir sıkıntı içimde, ne yapacağımı bilemediğim kurşun rengi pazar öğleden sonralarını anımsatan.

Sonra atı gördüm. Kahverengiydi. Ekmekçinin gömleğiyse hala beyaz.

Yıllar önce izlediğim bir filmin son kareleri geçti gözlerimin önünden, vurulan bir at çığlık çığlığa yere düştü.

İki el arkamdan sıkı sıkı kavradı omuzlarımı. ‘Üzülme,’ diye fısıldadı kulağıma, ‘atları da boyarlar.’” (Atları da Vururlar-Yorgun Anılar Zamanı)

DİLBER: “Büyüdükçe iki isminin de ona yüklediklerinin anlamını kavramaya başladı Fatma Dilber. Her köşesinde tartışılmaz bir erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü bir evde, köhnemiş namus anlayışı uğruna her şeyi bir çırpıda feda edebilecek babasının yanında yaşadığı sürece asla ‘Dilber’ gibi davranamayacağını anladı. Güzel, albenili bir kız olmasına rağmen silik kalmaya, babasıyla birlikte olduğu hiçbir ortamda ön plana çıkmayıp bir kenara ilişmeye, özellikle erkeklerin dikkatini çekmeyecek şekilde yaşamaya çalıştı. ‘Dilber’liğini hep ileriye, evliliğine erteledi.” (İsmiyle Müseccel: Fatma Dilber-Yorgun Anılar Zamanı)

ERDAL ÖZ: “İzleyen günün sabahı, gardiyan, Denizlere verilmek üzere yazı makinası ister ondan. Erdal Öz, hiçbir şeyden kuşkulanmadan hemen verir makineyi. Öğleden sonra nöbetçi üsteğmen tarafından çağrıldığında anlayacaktır, yazı makinesinin istenme nedenini. Makinayı aldıktan sonra yönetime bir dilekçe yazan Deniz Gezmiş, savunmaları için çok az zamanları kaldığını, makine kullanan ve ‘Q’ klavyeye alışık olan iki arkadaşlarının Erdal Öz’ün ‘F’ klavye makinasını kullanamayacaklarını belirterek, Erdal Öz’ün gerek makinede yazmak, gerekse hukukçu kimliğiyle kendilerine yardımcı olmak üzere birkaç günlüğüne koğuşlarına girmesi için izin almayı başarmıştır.’” (Unutulmaz Bir Atlı)

ayse-sarisayin1FERMUAR: “Onu son görüşüm, hastanenin morgunda. Beyaz, fermuarlı bir kılıfın içinde. Solgun, buz kesmiş her yeri.” (Ansızın Günbatımı)

GÜLDEREN: “Şimdi, esmer bir yaz gecesinde ansızın Gülderen. Onun çok sevdiği bir masalın en güzel yerindeyim, Kibritçi Kız’ın art arda yaktığı kibritlerle oluşan mucizenin tam ortasında. Yazın en sıcak günlerinden birinde, ürperiyorum.”

(Gökyüzü Masalları-Yorgun Anılar Zamanı)

HİCRAN: “Ürperiyorsun bu adı duyunca. İzini sürdüğüm sözcük: Hicran! Tanımadığın, gizemli bir kadının adı… Adı gibi kederli, insanın yüreğine dokunan iri gözleri olan, hep uzaklara bakarak bekleyen Hicran!” (Tozlu Yollarda Bir Mola-Karakalem Resimler)

ISLIK: “Gözlerimi açtığımda, evimdeydim. Oturduğum yerde sızıp kalmıştım anlaşılan. Bira kutusu elimden düşmüş, kalan bira yere dökülmüştü. Düşümde gördüklerimi düşündüm uzun uzun, şarkının sözlerini tekrarladım içimden. Islıkla çalmayı denedim, melodiyi çabucak, hiç duraksamadan çıkardım ilk denememde. Aynı anda, o güne geri döndüm, silik kopuk resimler geçti gözlerimin önünden.” (Menekşe-Mavi, Denizler Dört Duvar)

ayse-sarisayin5ISSIZ : “Kardeşinin on sekiz yaşının ince siluetiyle, yirmi iki yaşındaki oğlunun yüzünün birbirine karıştığı, on yıl önce büyük acılar çekerek kanserden ölen babasının sağ olduğu, annesinin erkek kardeşine –yoksa oğluna mı?- sürekli bağırdığı karmakarışık düşlerle geçiriyor geceyi. Son olarak, ıssız bir istasyondan art arda geçen trenleri görüyor; trenlerin sesleri birbirine karışıyor, beyninin içinde yankılanıyor. (Denizler Dört Duvar, Denizler Dört Duvar)

İNCİ: “Sol göğsünde yine aynı ağrıyı hissetti Muzaffer Hanım. Kâğıtları yere bıraktı usulca, pencereyi açtı derin bir soluk almak için. Hava oldukça serindi, ürpererek dışarıyı seyretti bir süre. İlk fırsatta bir doktora görünmeliydi artık, ağrılar sıklaşmaya başlamıştı birkaç aydır. Pencereyi kapatıp ortalığı topladı, kutuları yüklüğe kaldırdı. Ağır hareketlerle giyindi, aynanın karşısına geçti. Saçlarını tararken iri kemikli ellerine baktı uzun uzun. Kadınlığın hakkını vermek…

İncileri işlerken ellerinden kayan ipekli kumaş gibi, yıllar da geçip gitmişti.”

(Bugün Günlerden Ne?-Yorgun Anılar Zamanı)

JANDARMA: “Kalbim, kulakları sağır edecek bir gürültüyle çarpıyor. Şimdi duyacaklar, şimdi şimdi, şimdi!

Yokuşu soluk soluğa çıkarken, hızla arkamda bırakıyorum her şeyi: Jandarma, Polis, gözaltı, hücre, işkence, dinlediklerim, okuduklarım, bildiklerim, iki yıl, bugün…”

(Karakalem Resimler-Karakalem Resimler)

ayse-sarisayin2KRİSTAL KÜRE: “Oradan hızla ayrılıp apartman kapısından çıktığımda başımı yukarı kaldırarak serin havayı içime çekeceğim uzun uzun. Gökyüzünde hiç yıldız olmamasına aldırış etmeyeceğim kesinlikle. Yüzüm ıslanırken gözyaşlarım yağmura karışıp kaybolacak, yağmur umudum olacak. Sonra kristal cam küreyi tüm gücümle alabildiğince uzağa fırlatacağım. İşte tam o anda, aylar sonra ilk kez kuş gibi hafifleyecek yüreğim. Kristal küreye ne olduğunu merak etmemenin, onu yok saymanın hafifliği…” (Kristal Küre-Karakalem Resimler)

LEĞEN: “Kadın, yere çömelmiş, çitileyip duruyor leğendeki çamaşırları. Her taraf köpüklere bulanmış. Dilinde duyulur duyulmaz bir türkü…” (Baştan Alalım-Yorgun Anılar Zamanı)

MEKTUP: “Yıllar önce tanıdığım, yalnızca bir hafta evimi paylaştığım birinin doğduğu yer neden hala ilgilendiriyor beni? Üstelik çoktan ölüp gitmişken, mezarının yerini bilmediğim halde… Doğduğu toprakları, yazılı olmayan tarihini, en çok da insanlarını çok sevdiği için, mezarının da burada olacağını mı umut ediyorum içten içe? Hem bulsam, gitsem ne diyebilirim ki ona? İzinsiz okuduğum mektupları için bir özür; ancak.” (Daphne-Karakalem Resimler)

NEFES: “Kasvetli bir pazar öğleden sonrasında buluşmuştuk. Masamızda kırmızı şarap, birkaç meze ve anılarımız, öylece oturuyorduk. Sanki camdan bir nesneydi, sırça bir fanus, her an parçalanıp dağılıverecek, öylesine narin, ince. Güçlükle nefes alıyor, sözlüklerin arasında durup dinleniyordu. Hastalıklı soluk alma sesi nasıl da ürkütücüydü! Gözlerim ellerine takılıyordu istemeden; elleri, ah, elleri! Çocukluğumun en güvenli, en esmer elleri!” (Maçka Palas-Yorgun Anılar Zamanı)

OYUN: “Çevreme bakıyorum, çok sevdiğim evimin yatak odasındayım, dört bir yanda özenle seçtiğim eşyalar, tablolar, biblolar. Şimdi oyun zamanı; gözlerini sımsıkı kapat, tam karşına gelen noktada ne olduğunu tahmin et, içinden beşe kadar say ve aç! Tahminin doğru, çocuklar gibi sevinebilirsin yine! Kötü bir düşten uyandığımda oynadığım bir oyun bu, korkularımı unutup yeniden uykuya geçmemi kolaylaştıran. Ancak bu gece yeterli olmayabilir, bu kadar çok koku çağrışımı, aynı günde… Çok fazla! Salona giderek ışığı açıyorum, ‘çocukluğun korkuları’ndan söz etmediğine emin olduğum bir kitap alıyorum elime, güzel ve iyi şeyler düşünmek umuduyla okumaya başlıyorum. Anneannemin öğüdüne uymam gereken anlar, yıllar sonra bile ne kadar çok hala! “ (Ceviz Kokusu-Denizler Dört Duvar)

ÖLÜMLÜ DÜNYA: “Her ölüm haberiyle kendi kayıplarını hatırlamak. Art arda. Birinin acısı küllenmeden öteki. Asla kapanmayacak iki hesap. ‘Ölümlü dünya,’ diye mırıldanırken annesi geliyor aklına. İki lafın birinde ölümlü dünya diyen annesi. Helalleşemediği.” (Ansızın Günbatımı)

ayse-sarisayin4PEMBE: “Uçuk pembe kuşları, tutsak oldukları porselen tabaklardan çıkarıp gökyüzüne salıvermiştim çizdiğim resimlerde. Evimizin çevresinde rastladığım kumrular gibi anaç, Kadıköy’den vapura bindiğimizde üstümüzde çığlık çığlığa uçuşan martılar kadar vakur ve özgürdüler aynı zamanda. Kuğuları da çağrıştırıyorlardı, Rikkat Teyze’ninkine benzeyen uzun boyunlarıyla. Tüm kız çocukları gibi pembeye düşkünlüğümden olsa gerek, renklerini koyulaştırdım biraz. Pembe kuş olur muydu? Elbette; yeşil kuş nasıl oluyorsa, pembe de olurdu. Zümrüdü Anka’nın yeşil olduğundan öylesine emindim ki!” (Kuşlarla Giden-Karakalem Resimler)

RÜZGÂR: “Ertesi gün, bu kez gözleri siyah bir gözbağı ile kapatılarak tekrar sorguya götürülür. Çizik sesli bir adamın dostça konuşmasıyla başlayan sorgunun devamında suçunun ne olduğunu öğrenir. Bulgaristan’a kaçırılan uçağın kaçırılma planlarını yapan örgütün üç elebaşısından biridir Erdal Öz! Ötekiler ise Altan Öymen ve Emil Galip Sandalcı… Otuz bir kişilik gizli bir örgütün sorumlusu üç kişi… Uzun metnin okunması bitince, başka bir odaya alırlar onu: ‘Rüzgâra yazılıdır’ diye çok güzel bir şarkı vardır. ‘Bunun yanıtı rüzgâra yazılıdır’. Orada olanlar, daha sonra başka bir odaya alınıp bana yapılanlar, o rüzgâra, o gün esen o hızlı rüzgâra yazılmıştır sanırım.

Çizik sesli adamla geçen o günde rüzgâra yazılanlar, yıllar sonra yazacağı, 2002 tarihli Kırmızı Mühür adlı öyküsünde yer alacaktır.” (Unutulmaz Bir Atlı)

SANDVİÇ: “Bu anlatılanlardan bir öykü çıkaramazsam yazıklar olsun bana! ‘Otuz iki kısım tekmili birden’ hem de! Çocukluğa bile inmeye başladık yavaş yavaş… Sandviç sözcüğü de bir şeyler anımsatıyor, biraz daha deşmeli…

‘Nedir bu sandviç meselesi?’” (İlk Öyküm-Yorgun Anılar Zamanı)

ŞAHİKA ENER: “Sıradan bir nikâh salonunda evlendim. Gelinlik de, nikâh şekeri de annemin zorlamasıyla. Bir an önce bitse, kaçıp kurtulsam bütün bu formalitelerden, sıkıcı işlerden diye. Düğünsüz- Şahika Ener’e inat.” (Ansızın Günbatımı)

TANGO: “Yıkılan konağın yerine, büyük bir apartman yapıldı, dış görünüşü eski İstanbul evlerine benzeyen. Fitnat Teyze’yi yeni evinde ziyarete giderken, adımlarım oraya sürükledi beni birkaç kez. O evin önünden geçtim, kırılan porselenlerin gürültüsünü, tuhaf gülüşleri, hıçkırıkları, en çok da Behlül’ün eşlik ettiği eski tangoları dinledim, geçkin bir kızın hüzün dolu sesinden.” (Kuşlarla Giden-Karakalem Resimler)

UFUK: “Gözümün önündeki resmi gazetede arıyor, bulamıyordum. Kanın kırmızı rengi, beden yavaş yavaş soğurken koyulaşır mıydı, böyle mi olurdu? ‘Soğurken bir ölü, çok ince bir eli/ Tutup ısıttınız mı?’ Masal gecelerimizden birinde mi söylenmişti bu dizeler, kim söylemişti? Yanında olsaydım ısıtmayı dener miydim, yoksa ürker miydim soğumaya başlamış bir eli tutmaktan? Sıcakken hiç tutmadığım bir eli, soğurken tutabilir miydim? Yenik düşüyordum; okumayı reddetsem de gözüme çarpan tek tük sözcüklerle resmin tüm ayrıntıları oluşuveriyordu bir anda. Uzun uzun bakmayı istediğim ufuk çizgileri yırtılıyordu tek kurşunla, her şey parçalanıyordu.” (Ufukta Tek Kurşun-Yorgun Anılar Zamanı)

ÜZÜNTÜ: “Kazadan sonra küçük sürprizlerle karşılaşmaya başladım. Doğum günümde evime gönderilen bir çiçek, “Bir yıl daha geçti diye üzülme sakın. Bana bakma, benim üzüntümün nedeni farklı. Neden dünyaya bu kadar geç geldim…” (Esme Hanım’ın Dar Kapıdan Çıkışı-Denizler Dört Duvar)

VAPUR: “Çocukluk yıllarımdan beri, vapura her bindiğimde en arkada durup kollarımı parmaklıklara yaslayarak, başım iki elimin arasında, pervanenin dönüşüyle oluşan beyaz köpükleri izlemeyi çok severim. Dondurucu bir soğuk yoksa, hele de yalnızsam vapurda, yaz kış yaparım bunu. Mevsime ve havanın durumuna göre değişir denizin rengi,  gri-yeşilden koyu laciverte uzanan onlarca farklı ton arasında dans eder adeta. O koyu rengin pervanenin devinimiyle beyaza dönüşmesini, merkezde oluşan beyaz köpüklerin halk halka çevreye yayılmasını izlemek içimi umutla doldurur nedense.” (Mavi Ölüm-Denizler Dört Duvar)

VENEDİK: “ Birasının yeterince soğuk olmadığından söz ederken, bir yıl önce ailesiyle birlikte çıktığı Avrupa turunu hatırlıyor, Venedik’te bindiği gondolu, kanal boyunca gözlerinin içine bakarak şarkı söyleyip kur yapan İtalyan gencini anlatıyor “Görseniz, nasıl yakışıklıydı, bir signorina deyişi vardı, müthiş! İsteseydi onunla gondolda yaşamaya razı olabilirdim!” diyerek bizi güldürüyor, yaz sebzelerinden patlıcana ve meyvelerden şeftaliye olan tutkusunu anlatarak sözlerini tamamlamak üzereyken, gördüğü son filme ya da okuduğu son kitaba atlayıp yeni bir tartışma konusu açıveriyordu.” (Mehru’nun Ölümü-Denizler Dört Duvar)

YÜKSEL CADDESİ, 22 NUMARALI EV: “Beyaz teni ve bembeyaz saçları nedeniyle Pamuk Teyze diye hitap ettiği bu yaşlı kadını çok seven Erdal Öz, uzun süre onun Yüksel Caddesi, 22 numaralı evinde pansiyoner olarak kalır. Zamanının çoğunu evde tembellik yaparak geçiren, içkiye düşkün emekli polisle Pamuk Teyze’nin oğulları olmuştur adeta. Bir de köpekleri vardır: Lucky! Kısa bacaklı, uzun ve kalın gövdesiyle tombul bir sosise benzeyen köpeğin odasına girmesini istemediğinde, kapının önüne bir tahta parçası koyar Erdal Öz. Bacakları çok kısa olduğu için, tahtanın üstünden atlayamayıp mahzun bakışlarla kapının önünde beklemesi, Pamuk Teyze’nin komutlarına uyarak iki ayak üstünde kalkması ya da oturması, evde yaşayanların günlük hayatını renklendiren sahnelerdir.” (Unutulmaz Bir Atlı)

ayse-sarisayin3ZAMAN: “Her şey çok hızlı yaşanıp tüketilmiyor mu zaten? En çok da sevdalar; en çok bu kentte…

Sonsuza dek sürecek gibi görünen yağmurun bu sabah başlaması, hayatı yönlendiren rastlantılardan biri olabilir mi? Uyandığım anda hissetmiştim: Karşı konulamaz, tartışılamaz, sorgulanamaz bir duyguydu bu. İnsanı ansızın teslim alan, soluğunu kesen ve boyun eğdiren bir sevdanın başlangıcı gibi…

Bu kenti terk etmenin zamanı gelmişti artık!” (Kristal Küre-Karakalem Resimler)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s