Kendinden Kaçmaya Çalışmak – Reşat Nuri Güntekin

“Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.

Bu şehir arkandan gelecektir.”

calikusuKonstantinos Kavafis’in Kent şiirinin bu dizeleri Reşat Nuri Güntekin’in eşsiz eseri Çalıkuşu’nun Feride’sinin yolculuğunu anlamakta bize biraz olsun yardımcı olacaktır. Sevdiklerini kaybeden insanların illa ki bir çıkış yolu vardır. Ya da çıkmazları. Feride kayıpları çok erken yaşayınca çareyi duygularından ve ya o kötü anlardan kaçmakta bulur. Hatta bu durum haylaz mizacını besler ve büyüdükçe de yanına hoyratlığı ekler. Çocukluğu ve gençlik yılları boyunca okuldaki, anneanne ve teyze evindeki deli dolu haller hep hoş görülür. Feride her yerde olduğu gibi kabul edilir. Belki de nikâhtan birkaç gün önce evden kaçmasının da böyle bir etkisinin olmasını beklemektedir. Ama bu kaçış, o güne kadar Feride’yi sarmalayan bu hoşgörülü ve korunaklı dünyayı da geride bırakması anlamına da gelir. Bu yüzden evden yirmi yaşında ayrılmış olmasının, küçük bir kız çocuğunun tek başına uzaklara gitmesinden pek bir farkı yoktur.

Feride evden ayrılmasıyla kendini büyük bir yüzleşme içinde de bulur. Gittiği şehirlerde kendi küçük dünyasını kurabileceği umudu, ülkenin gerçekleri, insanların tavırları ve hoyrat olma sırasının hayata geçmesiyle gün geçtikçe azalır. Umutları azalırken, geride bıraktığı hayatla ve duygularıyla hesaplaşma içine girer. En sonunda da o duygulara teslim olur. Ama aslında görülmesine ihtiyaç duyduğu halde bütün varlığıyla üstüne kapandığı hisler bir mektupla açığa çıkar.

Beş yıllık kaçış, yeni bir bilinmeze doğru seyahatin arifesinde son bulur.

Feride’nin büyüme ve sevmeyi öğrenme hikâyesi aslen bu satırlarla son bulur:

“Evet, niçin yalan söyleyeyim? Bütün nefretlerime, isyanlarıma, bütün o geçmiş şeylere rağmen, ben yine bir parça senindim.” (s.330) “Bu son ayrılık saatinde niçin hakikati saklamalı? Bu okumayacağım defteri ben senin için yazdım Kâmran. Evet, ne söyledim, ne yazdımsa hep senin içindi. Yanlış, çok yanlış bir iş tuttuğumu bugün artık itiraf edeceğim. Ben, her şeye rağmen seninle mesut olabilirdim. Evet, her şeye rağmen seviliyordum, sevildiğimi de bilmiyor değildim; fakat bu, bana kâfî gelmedi. İstedim ki çok, pek çok sevileyim, kendi sevdiğim kadar değilse bile -çünkü buna imkân yok- ona yakın sevileyim. Bu kadar sevilmeye benim hakkım var mıydı? Zannetmem Kâmran. Ben, küçük, cahil bir kızdım. Sevmenin, kendini sevdirmenin de bir yolu var, değil mi Kâmran? Hâlbuki ben bunları hiç, hiç bilmiyordum.” (…) “Kâmran, ben, seni sevmesini senden ayrıldıktan sonra öğrendim. Hatta yaptığım tecrübelerle, başkalarını sevmekle sanma sakın. Gönlümün içindeki derin, hazin, ümitsiz hayalini sevmekle.” (s.361)

dilvin

 

Dilvin Tüfekçioğlu

İpekli Mendil Yazarı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s