Efrasiyab’ın Hikâyeleri – İhsan Oktay Anar

SAĞIR – İHSAN OKTAY ANAR

ihsan-oktay-anarBaskıların işgal ettiği bir yaşamda güzelliklere sağır kalmanın mecburiyeti, iyiyi bilirken ona ulaşamamak ne kadar da acı ve hüzünlüdür değil mi? Mahrum bırakıldığı şey kendi aydınlık tarafıysa, bir süre sonra karanlığın elbisesine bürünmez mi kişi? Özgürlüklerinin kısıtlandığı, yaşam tarzının değişmeye mecbur bırakıldığı bir koşulda, insan hala hasletlerini koruyabilir mi? İşte bu öykü, öğrencilerinin renklerine dahi yasak koyan Sağır resim hocası ve mütemadiyen gülümseyen, resim dâhisi alyanaklı öğrencisiyle aklıma peşi sıra bu soruları getirdi. İlhamla pırıl pırıl parlayan, hoşgörü gibi erdemler ile her daim tebessümde kalan, yasakçı zihniyete düşman gibi mi görünmekte?

Efrasiyab’ın Hikâyeleri’nde, fantastik anlatımıyla, toplum, siyaset, din ya da ahlak üzerine, insanlık ve ya erdemler üzerine okuma yapılabilecek Güneşli Günler adlı bir hikaye sunmuş bizlere İhsan Oktay Anar.

SAĞIR: “Lakabı ‘Sağır’dı: Bir resim hocası sıfatıyla hassas ruhlu olan bu adam, pek nefret ettiği için vaktiyle derste çingene pembesi kullanılmasını yasaklamış, gel gör ki isyankâr oğlanlardan biri bu yasağı çiğnemişti. Talebenin yaptığı resimde bu rengi gören adam, küplere binerek oğlana bir tokat çarpmış, ancak beriki de altta kalmayarak hocasına el kaldırıp resimcinin kulağına bir Osmanlı tokadı oturtmuştu. İşte o günden itibaren hocanın kulağı ağır işitir olmuş, namı ve lakabı Sağır’a çıkmıştı.”

“Güzellikle oynayacak ve onun zevkini çıkaracak kadar değil, ancak onu tanıyıp teşhis edebilecek kadar yetenekli olduğu için, çirkinlik ile bunun getirdiği ıstırap, nefret ve aşağılama, Sağır’ın hayatının temeli olmuştu. Güzelliği ancak hayran olduğu dahi ressamların tablolarında buluyor, oysa bu sanatçıların, kendisinin çirkinlik bulduğu dünyada güzelliği gördüklerini kafası pek almıyordu. Bu haliyle o, Tanrının insanlara öğrettiği iyiyi tanıyan, fakat iyiliğin tadını çıkarmak yerine başkalarını kötülükle itham eden ahlakçı gibiydi. Kısacası Güzellik, adamın içine bir türlü girmemişti. Gerçi Güzelliğe âşıktı, ama vasıl olamamıştı. Kavuşunca meşk, kavuşamayınca aşk olduğu galiba doğruydu.”

“Bu sanat ciddiyet isterdi: Çünkü kitaplarda gördüğü bütün dahi ressamlar, onların portrelerini her ne kadar daha az yetenekli olanlar yaptılarsa da, asık suratlı ve nemrut görünüşlülerdi. Nihayet Sağır, kırmızı yanaklı oğlanın ileride kendisi kadar başarılı olabileceğini düşündü. Ama yanılıyordu işte; sınıfa verdiği manzara ödevlerini toplarken, oğlanın resmini gördüğünde anlamıştı hatasını. Bu gülümseyen çocuk, nasıl söylemeli, basbayağı dâhiydi.”

“‘Seni bu kez resim yapman için çağırmadım,’ dedi, ‘Biliyorsun ki müdürümüz hasta, kana ihtiyacı var. Sen de pek gürbüz, kanlı bir çocuksun. Yaptığımız iyiliğe karşılık sen de bize kan verirsin herhalde.’”

Yazarımız; bu kitapta “Sağır” lakaplı kahramanıyla, hakikatleri görmezlikten, duymazlıktan gelecek kadar bağnazlığın ve ya bir şeyi bilmeden, öğrenmeden körü körüne savunmanın, çağrışımlarını da yapıyor.

Daha fazla kitap okuyan, bilgiye, eğitime sevdalı bir nesil umuduyla…

Aycin Inci

Ayçin İnci

İpekli Mendil Yazarı

 

Reklamlar

Efrasiyab’ın Hikâyeleri – İhsan Oktay Anar” üzerine bir yorum

  1. Duyamayıp sağır olmaktan çok. Çevreye duyarsız kalmak, kendi kısır kalıplarından çıkamayarak; hayata sağır olmak en tehlikelisi. Bazıları sağır bazıları, kör olsa da hayata sevgiyle bakar. Hayata bakarken; sağır ve kör olmak ise nankörlük olsa gerek.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s