Neslihan Önderoğlu – Yazarların Günlük Ritüelleri

Neslihan Önderoğlu – Yazarların Günlük Ritüelleri

Yazıyla geçen bir gününüz nasıl geçer? Nasıl programlarsınız?

Kronikleşmiş bir uykusuzluk sorunum var, bu yüzden geceleri çok geç uyuyorum. Sanırım bu biraz da yıllar içerisinde kendimle baş başa kaldığım saatleri uzatma eğiliminden böyle oldu. Velhasıl gece insanıyım, gece daha üretken oluyorum. Programlanmış bir çalışma şeklim yok. Aynı anda birkaç kitap okuduğum gibi iki farklı metin üzerinde de çalışabilirim. Bazen bir metin kendi içinden bambaşka bir metin doğurabiliyor çünkü. Kurguyu taçlandıran alt metinlerden bahsetmiyorum burada, yanlış anlaşılmasın, kurgudaki -bazen küçücük- bir ayrıntının sizi alıp bambaşka bir metne sürüklemesini kast ediyorum. Öykü böyle bir şey bence. Doğurgan.

Neslihan Onderoglu

Çalışırken olmazsa olmaz ritüelleriniz var mı? Varsa nelerdir?

Sessizlik, sıcak bir şeyler (çay veya kahve genelde) içmek ve yalnız olmak.

Müzik dinleyerek çalışabilir misiniz? En çok ne dinlersiniz?

Kesinlikle sözlü hiçbir müzik türünü dinleyemem. Çabuk dağılan bir dikkatim var. Bazen new age dinliyorum yazarken.

Çalışmaya kâğıt kalemle mi başlarsınız yoksa bilgisayarda mı yazıyorsunuz?

Kâğıt kalemi sadece bilgisayara ulaşamayacağım durumlarda, yani aklıma gelen bir şeyi unutmamak için, not almak amacıyla kullanırım. Çantamda mutlaka küçük bir defter ve kalem bulundururum. Kâğıt kaleme de erişemeyecek gibiysem telefona sesli not kaydettiğim olur. Bilgisayarda çalışmak, eklemeler, düzeltmeler vs. açısından çok rahat, bilgisayarın olmadığı dönemlerde kâğıt kalem veya daktilo ile yazmanın ne kadar zor olduğunu düşünürüm hep. Bana imkânsız gibi geliyor.

İlham gerçekte var mı? Varsa sizinki nasıl geliyor?

Bir şey var elbette. Adı ilham mı, başka bir şey mi bilmem. Ben “fikir” demeyi tercih ediyorum. Çok farklı kaynaklardan bir şey takılıyor aklınıza, bir film sahnesi, günlük hayatta size anlatılan bir şey, bazen bir koku, bazen okuduğunuz bir kitaptaki tek bir cümle vs. Siz bu fikri mesele edip bir ipekböceği gibi onun etrafında koza örmeye başlıyorsunuz. Malzeme topluyorsunuz diğer bir deyişle. Ben bunu en iyi ne şekilde nasıl anlatabilirim?

Anlatıcı seçimi, nerden anlatmaya başlayacağınız, hangi mekanı seçeceğiniz, diyaloglara ne kadar yer vereceğiniz, ana karakterle temas ettireceğiniz karakterlerin seçimi vs gibi ayrıntılar üstüne kafa yoruyorsunuz. Bu ayrıntılardan bazıları yazma sürecinde kendiliğinden değişebiliyor ya da gelişebiliyor. Sonunda belli bir ritim bulduğunuzda oturup yazmaya başlıyorsunuz. Özellikle öykünün güçlü bir ritim duygusuna dayanması gerektiğini düşünüyorum. Anlatım da diyebiliriz buna.

Bir fikrin iyi olup olmadığını nasıl anlarsınız?

Ancak yazdıktan sonra. Ne yazık ki bazen çok iyi fikirler yukarıda bahsettiğim o ritmi yakalayamadığınız için çok kötü metinlere dönüşebiliyor.

Dönüp dönüp okuduğunuz şairler yazarlar kimler?

Edip Cansever ve Ece Ayhan benim şairlerim. Yazarları sıralamaya kalksam epey uzun bir liste olacak ama tek bir ismi söylemeden geçmem. Selçuk Baran. Benim kıymetlimdir. Nabakov’u da unutmak istemem. Deha olduğunu düşünüyorum.

Neslihan onderoglu1En sevdiğiniz öykü/öyküler/öykücüler hangisi?

Sarnıç Dergisinin editörlüğünü yaptığım zamanlarda böyle bir anket yapmıştık. Aslında sanırım yazan insanlar olarak günümüz öykücülüğünün öncüleri üzerinde aşağı yukarı hemfikiriz. Sait Faik, Vüs’at O. Bener, Sabahattin Ali, Leyla Erbil, Bilge Karasu, Ferit Edgü, Yusuf Atılgan, Sevgi Soysal isimlerini anmadan geçemeyeceğim öykücüler. Ayrıca bir bütün olarak Amerikan Edebiyatı’nı iyi takip ettiğimi ve okuru olduğumu söyleyebilirim.

Şu an ne okuyorsunuz?

Başar Başarır’ın ilk romanı Sibop’u yeni bitirdim. Öykücülüğünü çok başarılı bulduğum bir arkadaşım Başar. Romanda da ustalığını konuşturmuş, az önce bahsettiğim o ritmi iyi yakalamış, okuru da önüne katıp sürüklemeyi başarıyor. Genellikle öykücülerin ilk romanı öykü izleri taşır, bu yok Sibop’ta.

Son dönemde o kadar çok öykü kitabı yayımlandı ki yeni yazarları izlemekte zorlanıyorum. Bunlardan birinin, Bünyamin Bozkuş’un Alakarga’dan çıkan Cennetin Kenar Mahallesi var elimde şimdi. Genellikle öykünün nicel olarak fazlalaştıkça aynılaştığı ve niteliğini yitirdiği düşüncesi hepimizde var. Bu kitap gerçekten çok  iyi bir ilk kitap. Farklı. Bünyamin Bozkuş’u izlemeye devam edeceğim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s