A’dan Z’ye Murat Gülsoy

Değerli yazarımız, yol göstericimiz Murat Gülsoy’un doğum gününü  (31 Mart) Muhammed Atalay’ın hazırladığı A’dan Z’ye Murat Gülsoy sözlükçesi ile kutluyoruz.

Murat Gulsoy

A’dan Z’ye MURAT GÜLSOY

AKVARYUM: “Adamı öyle bir koşulladık ki, her sabah odaya gelir gelmez ışığımızı yakıyor, camı tıklatarak ve tuhaf sesler çıkararak bizi uyandırıyor ve sonra da kahvaltımızı veriyor. Zeki bir adam canım, çabuk koşullanıyor. Bir-iki gün içinde alıştırdık. Akvaryumun içinde sıralanmamız yeterli oluyor. Ne diyelim, Poseidon başımızdan eksik etmesin!” (Tele-dedektif, Binbir Gece Mektupları)

BELLEK: “Bellek denilen şey esrarla dolu bir garip lunapark işte. Bazı olaylar bize olduklarından daha büyük ya da daha küçük ya da daha renkli görünüyorlar. Hatta bazen hiç olmamış olayları, hatta insanları anımsadığımızı sanıyoruz. Belki de uydurduğum ya da kurguladığım öykülerin birçoğu gerçekte yaşayıp da unutmuş olduğum şeyler. Ya da tam tersi… Belki de her şey büyük bir anımsama ânından başka bir şey değil. Bunu kim bilebilir ki?”(Bu Kitabı Çalın, Bu Kitabı Çalın)

CÜMLE: “Cümleyi belleğime doğru bir biçimde kaydettiğimden emin olduktan sonra yerime döndüm. El yazısı güzeldi. Kendisi o kadar güzel değildi.” (Açık Çek, Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)

Murat-Gulsoy2

ÇANTA: “Adam birkaç zaman kendisine yaşam veren her şeyi o çantanın içine koyup götürmüştü. Yağmur yağıyordu. Bahar yağmuru olduğunu, birazdan geçeceğini bilmesine rağmen depodan almış olduğunu kimliksiz kara şemsiyelerden birinin altına sığınmış yürüyordu. Olmayan bir geleceğe doğru… Mutsuzluğa doğru…” (Kayıp Eşyalar Bürosu, Bu Kitabı Çalın)

DELİRMEK: “Gözlerimi kapadım. Görmek istemiyordum. Delirmiş bir dünyada yapayalnız olduğumu düşünüyordum. Ne kadar dayanabilirdim ki? Eğer bu hikâyeyse Tanrım, gözümü açtığımda doktor da, hastane de yok olsun, diye dua etmeye başladım.” (Hayatım Yalan, Tanrı Beni Görüyor Mu?)

ELEKTRİK: “Eve yarım gibi gelmişim. Yatağa girip kitap okumaya başlayalı da neredeyse yarım saat olmuştu. Bu saatte kesilen elektriğin ne zaman geleceği hiç belli olmazdı. Benim gibi uykusu kaçmış birileri varsa bile hiçbiri arızayı haber vermek için çaba göstermezdi. Nasıl olsa uyuyacaklardı. Kesintinin boyutunu anlamak için pencereye yöneldim.” (Yazıyla Sabitlenmiş, Tanrı Beni Görüyor Mu?)

FİNCAN: “Anne, biricik oğlu için fincanı büyük bir özenle tabağından ayırır, son günlerde Kerem’in yüzünde birikenleri telvelerin arasından ayıklamaya çalışır, sıkıntılı haberlerden başlayarak ferahlığa, hayırlı kısmetlere doğru hikâyesini anlatırdı.” (Kadınların Gölgesinde, Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)

GECE: “Ve gece indiğinde site sakinlerinin sessiz bakışları altında üç kişilik ekibimiz, dışarıdan bakanların kibir sandıkları, bizimse tedirginlik olduğunu açıkça bildiğimiz bir duyguyla elli dört numaranın yolunu tuttuk.” (Kendini Orhan Pamuk Sanan Adam, Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)

HAMAK: “Yeni evinde de rahatı yerindeydi. Hamağı onarmıştı ve sabahları kahvaltı ettikten sonra eline bir kitap alıp bu hamakta kestirmeyi alışkanlık haline getirmişti. Ihlamur kokularıyla kendinden geçen genç bedeni gelecekte kendini bekleyen zor günler için güç depoluyordu.” (Hasta Bir Konak, Bu Kitabı Çalın)

İSYAN: “Her yenilik bir başkaldırı tabii. Fakat isyanı devrime götüren yol biraz uzun. Processed with VSCO with s2 presetSandığımızdan da uzun.” (Kıtmiir Kıtmiiir, Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)

ISSIZ: “Sözcükleri alt alta yazdım ya, aralarındaki boşluğa takılıp durdum bütün gece. Çöl gibi bir şey iki sözcüğün arası. Boş. Bir harf olsun olmalı bence. Böylesi çok sessiz. Issız. Issız. Ses çıkmıyor.” (Konuşan Sözlük, Tanrı Beni Görüyor Mu?)

JİLET: “Hiçbir şey bulamazsam resim bölümüne gidip büyük ressamların albümlerini alıp saatlerce incelerdim. Yine aynı şeyi yapmak üzere resim bölümüne gittiğimde, büyük albümlerin referans bölümüne kaldırılmış olduğunu gördüm. Bazılarının bu kitapların içinde renkli, büyük resimleri jiletleyip çalışma masalarının üzerine yapıştırdıklarını biliyordum. Bu kötü bir şeydi. Ama onları hiçbir zaman uyarmadım.” (Açık Çek, Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)

KOLTUK: “Koltukta kıvranmaya başladığımı hissedince kalkıp pencereye gittim. Biraz hava almalıydım. Biraz temiz hava. Zihin açmak için bire birdir hava.”(Hüthüt Kuşu, Âlemlerin Sürekliliği)

LAMBA: “Aslında okuma lambası olarak kullanılabilirdi. Ama annemin lamba olarak durduğu evde kitap okunmadığı için o bir köşede, süslü bir eşya olarak dururdu. Odayı aydınlatma görevi tavandaki lambanın olduğu bir ev. Yani zamanında güzelliğine aldanılıp alınmış bir köşede unutulmuş…” (Karanlıkta, Tanrı Beni Görüyor Mu?)

MASAL: “Hayat bana masallarla birbirine bağlanan binbir gece vaat etmemişti. Gitsem, kendi hikâyemden çıksam kaybolacaktım.”(Kukla, Bu Kitabı Çalın)

NOT DEFTERİ: “Ben not defterime bir şeyler yazıyorum. Bir kurmaca üzerine çalışıyormuşuz. Benim yazmakta olduğum –ya da yazmayı planladığım- bir öykünün kurgusunu tartışıyoruz. Adama durum bir tartışmadan çok bir usta-çırak ilişkisini andırıyor. Çünkü adamın önerilerine, düşüncelerine ve hayal gücüne yetişemiyorum. Adam bir yandan çevik adımlarla bütün tümsekleri aşarak beni çok güzel manzaralı yerlere doğru yürütüyor, bir yandan da anlatıyor. Bir an geliyor, not almayı bırakıyorum. Çünkü hayal kırıklığına uğruyorum.” (Şato, Binbir Gece Mektupları)

ORMAN: “Bir kuyudan söz edecekken ormana doğru sürüyorum atımı. İyi ki dolunay yok bu gece. Sulu boya çocuklar adlarını kazıyor ağaçlara. Uzaklarda bir anne ağlıyor. Geçmişin kuyusundan sözcükten bir adam çıkıyor. Elinde tüyden bir kalem, mektup yazıyor. Okuman için.” (Binbir Gece Mektupları, Binbir Gece Mektupları)

ÖLÜM: “Belgesellerden edindiği bilgileri gündelik hayatta kullanmaya bayılırdı (böyle söylenince bir ölünün arkasından konuşuluyormuş gibi oluyor). Bu benzetmeleri şimdi başka birine söylüyordu, bu da benim için ölümden farksızdı. Aslında o,  yaşamaya başka bir yerden devam ediyordu, ölü olan bendim.” (Âlemlerin Sürekliliği, “Tavşanlar”, Âlemlerin Sürekliliği)

PALTO: “Gizem paltosunu çıkarırken hoş bir olaydan söz ettiği sanısıyla gülümseyerek anlatıyordu: Bir adam açtı kapıyı. Seni ismen çıkaramadı. Karısına sordu. O seni tanıyormuş. Üst komşumuz, dedi. Demek karısı tanıyormuş. Tabii tanır. Kadınlar herkesi tanır, her şeyi bilirler.” (The Girl From Ipanema, Âlemlerin Sürekliliği)

murat gulsoy 2

RÜYA: “Komodinin üzerindeki cep telefonunun saati 10.05’i gösteriyordu. Tekrar gözlerini kapayıp uyanmadan önce görmekte olduğunu rüyaya devam etmeye çalıştı. Fatmagül birazdan günaydın demek için arayacaktı. Belki kahvaltı sofrası bile kurmuştur gitmeden, diye düşündü içinden. Rüyasında balıklar vardı. Güpegündüz, havada yüzer gibi uçan balıklar.. Birileri daha vardı ama yüzlerini hatırlamıyordu. Balıklar…” (Madam Anna’nın Yeniden Ortaya Çıkışı, Binbir Gece Mektupları)

SUSKUNLUK: “Suskunluklar, boşluklar gerçeliği kemiriyor. Öyle hissediyorum. İnsan iyi bir suskunluk içinde kendini tamamen yitirebilir. İnanın bana.” (Yazı Çölü, Tanrı Beni Görüyor Mu?)

ŞEHİR: “Bu sorunun cevabını bir gün bulabilirim hissiyle ortasından, tam anlamıyla içinden geçtiğimiz şehre bakıyorum. Soru zihnimde şekil değiştiriyordu: Acaba kalbinden içeri girilen başka bir şehir var mıdır?” (Kuşku, Tanrı Beni Görüyor Mu?)

TOPLANTI MASASI: “İnsan hep bir başkasının yerinde olmak istiyor, ne tuhaf. Hep yazarak hayatımı kazanmak istemişimdir. Şimdi ise, şu toplantı masasının başında geçen her dakika sanki içimden bir şeyleri koparıp götürüyor. Keşke, diyorum, keşke bambaşka bir işte çalışsaydım ve yazmak yalnız gecelerimin hoş bir avuntusu olarak kalsaydı.” (Birkaç Dolar İçin, Bu Kitabı Çalın)

UNUTMA/MAK: “Unutmamak için yazıyorum. Arzu’yu, çocukluğumu, heyecanlarımı, korkularımı, deliliklerimi… Neden bilmiyorum, unutmak ölümden daha çok korkutuyor beni.” (74 Mercedes, Tanrı Beni Görüyor Mu?)

ÜMİT: “Biliyorum, gerçek yaşam filmlerdeki gibi değil, romanlardaki gibi hiç değil. Fakat denemeye değer. Ümit etmeye değer. Değmek zorunda. Bunun kolay olmayacağını biliyorum.” (Çarkıfelek, Binbir Gece Mektupları)

VAZGEÇ: “Vazgeç. Vazgeç. Hiçbir zaman vazgeçmedin. Kitabı masaya yüzüstü koyuyorsun. Bir sigara daha? Hayır. Ağzının içinde kötü bir tat var. Aslında uyusan iyi edersin.” (Bunak, Âlemlerin Sürekliliği)

YAZI: “Şimdi ben ağır hareketlerle çay servisi yaparken, o bana bakarak bu okuduğunuz metni yazıyor. Bana acıyor galiba. Aldırmıyorum. Yazdıklarını uzaktan izlemekle yetiniyorum. Yazının çıkışsız bir labirent olduğunu anlaması için daha çok zaman geçmesi gerek.” (Kendi Üzerine Kapanan Köle Hakkında, Tanrı Beni Görüyor Mu?)

ZAMAN: “Bir başka kentte olmanın verdiği özgürlük duygusuyla yabancı göklerin havasını çekiyorsun ciğerlerine. Yıllar geçtikçe senden uzaklaşan bu şehrin değişmeyen köşelerini arayıp durdun bütün gün. Zaman, burada çok hızlı akmış, bunu görüyorsun.” (Hindistan Yolculuğu, Bu Kitabı Çalın)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s