Gönül Kıvılcım – Yazarların Günlük Ritüelleri

Gönül Kıvılcım

Yazıyla geçen bir gününüz nasıl geçer? Nasıl programlarsınız?

Hep ne isterim biliyor musunuz yazmanın nasıl bir “sefillik” olduğunu itiraf etmek. Yazar bitirirsin kitabı. Günlerce kahve çay tüketmekten için kurumuştur, aynada kendine bakamazsın; çökmüşsündür, çizgiler ayyuka çıkmıştır, bir kaç kilo almışsındır, vesaire…  Silkinir, toparlanır, röportaja gelenlere koca koca laflar edersin. Yazmak şudur budur. Yazmak yalnızlıktır kardeşim, sefilliktir, sırt ağrısıdır, bel fıtığıdır, herkesin üstünü örttüğü şeyleri anlatacağım diye orta yerinden çatlamaktır… desem hiç afili olmaz. Ama yazarken benim bir günüm böyle geçiyor.

Çalışırken olmazsa olmaz ritüelleriniz var mı? Varsa nelerdir?

Evet, kahve ve yalnızlık ve mevsim baharsa ya da yazsa sözgelimi, uyanıp kendimi bir balkondan ötekine atmak. Boş boş ağaçlara kuşlara bakıp ayılmak, mümkün olduğu kadar tabii. Yazmak da bir nevi sarhoşluk çünkü ve yazarken yüzde yüz ayık olamıyor insan. Zihin onca karakter, cümle, düşünce, bölüm başlığı, aman unutmayayım diye bir kenara yazdığın ve bulamadığın notla meşgulken nasıl ayık olacaksın ki.

Şakayı bir tarafa bırakırsak çalışırken eğer imkânım varsa havuza giderim, başımı suya sokarım, suyla buluşurum. Şehrin stresinden, dikkat dağıtan ayrıntılardan sıyrılmak için su birebirdir bana kalırsa. Unuttuklarım geri gelir suyun içinde. Şimdi bu satırları yazarken Kasaba ve Yalanlar’daki öykülerin bir kısmını nasıl kurguladığımı hatırladım. Sahilköy’de, İstanbul’a yakın bir yazlıkta yani, kuma uzanıp rüzgârı tenimde hissederek, mavi gökyüzünde kayan bulutları seyre dalarak, deniz sakinse eğer suyun şıpırtısını, çakıl taşlarının sürüklenişini, yok dalgalıysa ve köpürmüşse kızgın suların sahile vuruşunu dinleyerek.

Müzik dinleyerek çalışabilir misiniz? En çok ne dinlersiniz?

Evet. Her iyi metnin değişik bir ritmi vardır çünkü. Metnin kendine has ritmini duymak isteyen bir yazar olarak elimdeki sayfaların şevkine, cinsine, hissine uyan ezgiler dinlerim masa başındayken. Bazen Philip Glass olur bu, bazen Ave Maria, bazen bir türkü. Döner döner baştan dinlerim. Yirminci defa dinlerken komşuların ne dediğini düşünür, sonra unutup bir kere daha çalarım aynı parçayı.

Gönül Kıyılcım kuyuÇalışmaya kâğıt kalemle mi başlarsınız yoksa bilgisayarda mı yazıyorsunuz?

İlk notlarımı deftere yazarım. Bir okul defterine, kırmızı deri kapaklı daha lüks bir deftere ya da otelde bulduğum bir not defterine. Laptop’tan bir boy küçüğüne geçemediğim için sokağa çıkarken yanıma aldığım herhangi bir bilgisayarım yok henüz. Sonra düşünceler birikip kitap kıvamına geldiğinde ben de “bilgisayarcı”yım elbette.


İlham gerçekte var mı? Varsa sizinki nasıl geliyor?

İlham, esin… esrarlı bir şey… var elbette ama nasıl anlatmalı. Herkesin ilham perisi, ilham kaynağı farklıdır. Bir örnekten yola çıkarak anlatmaya çalışayım. Basit bir oyunla başlayabilir her şey. Çocuğun iki elinden iki kişi tutar ve havalandırır. Uçtu uçtu çocuk uçtu! İstanbul’a yakın bir ormanda oğlumun bir elinden babası bir elinden ben tutmuştum ve uçuruyorduk onu. Bir daha bir daha, çocuk ısrarı malum, kollarımız yorgun düşene kadar. Güneş ışığına geçit vermeyen kim bilir kaç yıllık ağaçlar, yaprakların, ıslak toprağın kokusu, çocuğun neşesi ve birden aklıma düşen cümleler. Uçtu uçtu kasabanın üzerinden bir çocuk uçtu. Bilmem anlatabildim mi?

Bir fikrin iyi olup olmadığını nasıl anlarsınız?

Eğer bir fikir sabit fikre dönüşüyorsa. Bütün sözcükler, gelecek planlarınız, sabah uyandığınızda aklınıza gelen ilk fikir, karşınızdaki kişinin bir mimiği, okuduğunuz paragraflar, gece uyumadan aklınıza düşen bir cümle, kısacası hayat, o fikrin etrafında örgütleniyorsa.  Oluşan fikri yazmaktan vazgeçemiyorsanız. Sezgileriniz, çağrışımlarınız usul usul büyüyen bu fikre, projeye bir mıknatısa çekilir gibi çekiliyorsa.

Gönül Kıvılcım 1

Dönüp dönüp okuduğunuz şairler yazarlar kimler?

Virginia Woolf, Joseph Konrad, Salinger, Carson McCullers, John Berger, Adalet Aağaoğlu, Jhumpa Lahiri, Neval El-Saddavi, Sevgi Soysal, Barış Bıçakçı, Paul Auster, John Banville, Javier Marias (Listeye sürekli birileri ekleniyor elbette), Edip Cansever (Bezik Oynayan Kadınlar mesela), Turgut Uyar, Lale Müldür, Füruğ. Ve elbette Ahmet Hamdi Tanpınar.

En sevdiğiniz öykü/öyküler/öykücüler hangisi?

Çehov, Sait Faik, Murathan Mungan, Murat Özyaşar, Alice Munro, Judith Hermann, Tomris Uyar, Behçet Çelik, Katherine Mansfield. Yenilerden Emrah Öztürk, Sine Ergün, Neslihan Önderoğlu, Pelin Buzluk, Şengül Can, Birgül Oğuz, Bora Abdo… Unuttuklarım olmuştur eminim.

Şu an ne okuyorsunuz?

Svetlana Aleksiyeviç, İkinci El Zaman.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s