Uygar Şirin – Yazarların Günlük Ritüelleri

Uygar Sirin2

Yazıyla geçen bir gününüz nasıl geçer? Nasıl programlarsınız?

Başlama saatimi programlamaya çalışırım, gerisi pek program dinlemiyor. Gündüz insanıyım, akşama doğru verimim düşüyor, kaytarmaya başlıyorum, gece ise mesaimi bitirmiş olmam gerekiyor. O yüzden mümkün olduğu kadar erken saatte çalışmaya başlamaya gayret ediyorum.

Çalışırken olmazsa olmaz ritüelleriniz var mı? Varsa nelerdir?

Ritüel denmez herhalde, alışkanlık diyelim, özellikle uzun çalışma günlerinde arada 10-15 dakikalık kısa uykular (ya da yarı-uykular) uyurum. Kafama takılan pek çok düğümü bu yarı-uykular sırasında çözdüğüm için bir tür batıl inanca da dönüştü, “Tıkandın mı? Hadi bi’ 5 dakka yat.”

Uygar Sirin3Müzik dinleyerek çalışabilir misiniz? En çok ne dinlersiniz?

Müziksiz çalışamıyorum, sessizliğin o kadarı fazla geliyor, ancak en hayıflandığım şeylerden biri “sözlü müzik” dinleyerek çalışamamak. Caz, klasik, lounge gibi müziklerden, yazdığım metnin ruh haline uygun olanları seçip dinliyorum. Senaryo yazıyorsam tercihim film müzikleri oluyor, özellikle de James Newton Howard.

Çalışmaya kâğıt kalemle mi başlarsınız yoksa bilgisayarda mı yazıyorsunuz?

Kâğıt kalem az yer tutuyor artık hayatımda. İşin başında ilk notları almak için ve daha sonra, yazmaktan çok düşünmem gereken bir aşamadaysam kâğıt kalem kullanıyorum.

İlham gerçekte var mı? Varsa sizinki nasıl geliyor?

“Fikir” diye bir şey var, yazarken kimi zaman hissedilen “Doğru yolda gidiyorum” duygusu var, bunlar bir araya geldiğinde oluşan yazma arzusu var ama ilham nedir, bunlardan biri mi, hepsine topluca verilen bir isim mi emin değilim. Yazmak sabırla, çalışmayla, disiplinle çok alakalı bir iş. Yazar (oto)biyografileri ve söyleşilerinde bu sözcüklere ani aydınlanma anlarından daha çok rastlarız. İlhama yapılan aşırı vurgu bunları gölgeliyor gibi geliyor bana. Sen kısık gözlerle ufka bakarken yazı kendi kendini yazmıyor.

Uygar Sirin

Bir fikrin iyi olup olmadığını nasıl anlarsınız?

Zamanla. “Fikrin üstüne yatmak” lafı biraz aşındı ama doğruluğuna inanıyorum. Bir de uzun vadede, metin ilerledikçe, günler, haftalar, aylar önce yazdığım bir şey daha önce hayal bile etmediğim yerlere gider, farklı fikirlerle, karakterlerle, yan hikâyelerle birleşir, genişler, yayılır, planlamadığım ve planlayamayacağım yeni bir anlam kazanır. O zaman o fikrin iyi olduğuna emin olurum.

Uygar Sirin1Dönüp dönüp okuduğunuz şairler yazarlar kimler?

Soru “En sevdiğiniz yazarlar” olsaydı başka isimler de eklerdim ama kelimenin gerçek anlamıyla dönüp dönüp okuduklarım Le Guin, Nabokov, Coetzee, Kazancakis, Sait Faik, Haldun Taner, Melih Cevdet… Kurmacanın dışına çıkıp Nurdan Gürbilek ve James Wood’u da eklemek isterim. Kurmaca üzerine yazdıkları için çok da uzağa gitmiş sayılmayız.

En sevdiğiniz öykü/öyküler/öykücüler hangisi?

Raymond Carver, Julio Cortazar, Onat Kutlar, Ferit Edgü… Haldun Taner ve Sait Faik’i yukarıda andım. “En sevdiğim öyküler” demekten imtina ederim ama Sait Faik’in Sinağrit Baba’sı ile Haldun Taner’in Yaprak Ne Canlı Yeşil’ini belli aralıklarla okurum.

Şu an ne okuyorsunuz?

Mehmet Açar’dan Kayıp Hasta, Gamze Arslan’dan Çerçialan ve John Truby’den Senaryo Anatomisi arasında gidip geliyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s