Birsen Ferahlı – Yazarların Günlük Ritüelleri

Birsen Ferahlı Fotoğraf

Yazıyla geçen bir gününüz nasıl geçer? Nasıl programlarsınız?

Hasta bakarken aralarda yazarım. Bazen gece geç saatlerde de yazdığım olur.

Çalışırken olmazsa olmaz ritüelleriniz var mı? Varsa nelerdir?

Sessiz sakin bir ortam ve çay.

Müzik dinleyerek çalışabilir misiniz? En çok ne dinlersiniz?

Yazarken müzik dinlemem. Öncesinde ve sonrasında dinlerim. Müzik beni etkiler, çağrışımlarla zaman yolculuğu, duygu yolculuğu yaptırır. Sonra oturur yazarım. Kimi gün de yazı bittikten sonra yazdıklarımın ruhuna denk düşen müziği dinlemek ihtiyacını hissederim.

Ortaokul ve liseyi yatılı okudum. Etütlerde, belletici öğretmen gözetiminde mutlak bir sessizlikte ders çalışılırdı. O alışkanlıktan mı bilmem, okurken ve yazarken sessizlik iyi geliyor.

Çalışmaya kâğıt kalemle mi başlarsınız yoksa bilgisayarda mı yazıyorsunuz?

Şimdi artık hep bilgisayarda yazıyorum ancak; sehpa üstünde, çekmecelerimde, çantamda defter ve kurşun kalem eksik olmaz. Elektriğe, tuşlara alışmış olsak da “kâğıt, kalem, zihin” üçlüsü yazarın asıl ülkesidir.

İlham gerçekte var mı? Varsa sizinki nasıl geliyor?

Yazma son derece bireysel bir eylem. Genelleme yapmamak gerek. “İlham var mıdır yok mudur?” sorusu sanat ortamının eskimeyen ve kesin bir sonuca varılamayan daimi konusudur.

Yazma hallerimdeyken, ilham mı denilir bilmiyorum ama bir anafor, bir tutku, bir yürek yangını hissederim. Planlı, programlı, günün belirli saatlerinde bir mesai yapar gibi yazmıyorum. Taşınca yazanlardanım. Esip geliyor, yazıyorum. Yazmanın en çekici ve en zor yanı, metnin içinde birden çok varoluşa yazı yoluyla soluk aldırma gayreti.

Bir fikrin iyi olup olmadığını nasıl anlarsınız?O yaz

Nerede, hangi şartta yaşarsa yaşasın insana dair olanı önemserim. İnsanın iç dünyası, ekolojik ortam, coğrafya, tarih, sosyoloji, siyaset, zaman ve varoluş gibi konular arasındaki  -bilardo topları gibi- önceden tam olarak kestirilemeyen etkileşimler sanatın ilgi alanı.

Bir fikrin iyi olup olmamasından çok, o fikrin yazarın zihnindeki yolculuğu yapıtı belirler. Masa üzerindeki bir semaver, Sait Faik’in öyküsünde alır başını gider. Sıradan bir nesne okuyanın zihnine mıh gibi işlemiştir, kalıcı etki yaratır; semaverin çağrışımı o öyküyü okuyan için sonsuza kadar değişmiştir. İyi edebiyat, zamanı kendi güdümüne alabilen yapıtlarla mümkündür.

Dönüp dönüp okuduğunuz şairler yazarlar kimler?

Okuma, yazma konusunda listelerin oluşturulması pek kolay gelmez bana. Ansızın bir metni yeniden okumak için adeta dürtüsel olarak kanepeden fırlayıp, rafta kitabı arayıp,  sabırsızlıkla o sayfaları bulunca rahat eden bir okuma bağımlısıyım. Behçet Necatigil, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Ömer Hayyam, Nazım Hikmet, Oktay Rifat, Orhan Veli, Gülten Akın, Atilla İlhan,  Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreyya, Cevat Çapan, Didem Madak, Asuman Susam, Birhan Keskin sık okuduğum şairler.

Dostovevski, Çehov, Lermantov,  Flaubert, Thomas Mann, Herman Hesse, Virginia Woolf, Oscar Wilde, Stephan Zweig, John Berger, Juan Rulpho, Umberto Eco, Halit Ziya Uşaklıgil, Refik Halit Karay, Yakup Kadri, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Reşat Nuri Güntekin, Ziya Osman Saba, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sait Faik, Sabahattin Ali, Reşat Ekrem Koçu, Nahit Sırrı Örik, Nezihe Meriç,  Yaşar Kemal, Vus’at O. Bener, Füruzan,  Kamuran Şipal, Selim İleri ve Euripides, Seneca, Sapho, Shakespeare, Cervantes…

Edebiyat zamansız ve sınırsız bir dünya sunuyor bize; bu nedenle kitapla, yazarlarla ilintili her liste, “eksik liste” gibi geliyor bana.

Birsen Ferahlı 3En sevdiğiniz öykü/öyküler/öykücüler hangisi?

Bir kez daha edebiyatla ilgili konularda liste oluşturma çekincemi belirterek başlamalıyım.

Öykü nasıl bir edebi tür?  “Öykü bir ‘etki’ oluşturmalı,” diyen, Edgar Allan Poe’nun görüşünü benimsiyorum. Bence öykü anlara yakın çekim yakışlaşır. Diyelim Füruzan’ın ilkokula takunyayla giden kız öğrencisinin, takunyayı ayağında tutmak için kıvrık duran çelimsiz parmaklarına; diyelim Sabahattin Ali’nin “Ses” öyküsünde ovada yeri göğü inleten genç adamın, büyük kentteki sınav salonunda terden sırılsıklam, sesini yitirişine; diyelim Çehov’un dişçi koltuğunda apseli dişiyle sancılar içindeki Rus köylüsüne…

Öykü anları alır, bütüne yayar. Redife’nin takunyasında dünyanın bütün yoksulluklarını, ıssızlıklarını, bilenmelerini, umutlarını ve yaşamalarını görürüz. “An” ve “bütün” aynı sahnede önümüze serilidir, ancak şimdi artık, okurun zihin merceği edebi bir yapıt ile karşılaşmış, öykünün oluşturduğu “etki” sonucunda dönüşüm geçirmiştir.

Şu an ne okuyorsunuz?

Pera Mera – Murat Yalçın

Adsız Sansız Bir Jude -Thomas Hardy

John Berger – Hoş Beş 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s