GÜLMENİ DİNLEMEK – BORA ABDO

GÜLMENİ DİNLEMEK: “Tanıdın. (hep ayni şeye hep ayni tepkiyi verdik seninle, gidelim artık buralardan dediğimizde, kaldık, şimdi bile yetmeyecek anlamaya; soğuyan ayak parmaklarını biliyorum, yankılanmayan ve bir kez daha duyamayacağım sesim vardı biliyorum, kalabalığın ortasında kırdığın başını biliyorum, seni izleyenleri ve sanki başka hiçbir şey yokmuş gibi sana bakan onca gözü yaşasaydın, sana soracağım tek soru…

Gölge – Pelin Buzluk

GÖLGE: Güneş, ayın ardına gizlenerek, sırlı bir gece sunuyor bana şimdi. Yaşayabilmem için. Bir gölge karanlıkta ölür mü sence? Asıl orada barınır, saklanır. Biraz olsun soluklanmak için bir gölgeye dönüşmeye razıyım. Güneş iyi ki sunuyor karanlığını. Etraf iyiden iyiye karardı. Bacaklarım hâlâ bedenimden bağımsız birer yaratık gibi, daha hızlı, daha hızlı koşmak istiyorlar. Zaman kalmadı…

Rastlantı – Erhan Bener

RASTLANTI : “Küçücük bir olayın, bir rastlantının, insanların yaşamında bazen çok büyük değişikliklere neden olabildiğini herkes gibi ben de gözlemlemişimdir. Dümdüz ilerlediğimiz bir yolda, arabanızın tekerleğine saplanan bir yapı çivisi sizi uçuruma sürükler, rasgele bir piyango bileti alır, göklere yükselirsiniz. Bu küçük rastlantıların her zaman büyük sonuçlar doğurması beklenmez. Bunlar zaman zaman hepimizin başına gelebilir…

Mavilik – Remzi Karabulut

MAVİLİK: “Perdeyi araladım. Güneşin taze kokusu. Her taraf apaydınlık. Ağaçlar, evler, sokaklar… Minik bir kuş kondu erik ağacına. Ardından biri daha. Dalda çırpındılar. Tam göremedim, herhalde öpüştüler. Geldikleri gibi art arda uçup gittiler sonra. Biri karşı dama, öbürü ötelere gitti. Göğe baktım. En yukarılarda temiz, aşağılarda kirli bir mavilik. Parça parça süzülen ak bulutlar gördüm.…

Hürriyet – Ahmet Naim Çıladır

HÜRRİYET: “Pazar yerini, beni çok uzaktan izleme inceliğini gösteren bir polis memuru ile geçtik. Hafif bir yokuşu tırmandık ve dört yanını süngülü jandarmaların beklediği tel örgü kapıdan girdik. Tutuklandığım saatten beri kaybolan hürriyet ne de olsa hâlâ içimde yaşıyordu. Tel örgülü kapının iri asma kilidi arkamdan kapandıktan sonra ise hürriyet denen en kutsal kavramın, içimde…

İstanbul – Tarık Dursun K.

İSTANBUL: “Aşağılarda Haliç gözükmüyor, görmüyorum. Boş boş bakıyorum. Denizi denizlikten çıkmış. Kibrit kutusu vapurların biri gidiyor, biri geliyor. Karım, ‘Bu mu senin İstanbul İstanbul dediğin?’ diyor. O zaman, işte elden ayaktan oluyorum. Susuyorum. Soluklanmadan yine yokuşlardan, alçala alçala iniyoruz. Boz bulanık bir su, bizimle bir iniyor; evler arkamız sıra yükseliyor, örtünüyoruz.” “Deli Otları İstanbul’un” Karanfilli…

Soru – Kerem Işık

SORU: “Pembo geliyor sonra. Yıllardır beslediğim sokak kedisi. Yatak odası penceremi açıp onu içeri alıyorum. Bir süre odada dolaştıktan sonra yatağa çıkıp yanıma kıvrılıyor. Simsiyah tüylü, kalın enseli güzel bir kedi. Uyuyamıyorum. Aklımda tek bir soru. Söylesene, diyorum Pembo’ya sarılıp, söylesene ne olacak benim bu halim?” Her şeyi Bilir mi Bir Sokak Kedisi? – Aslında…

Yumuşamak – Birgül Oğuz

YUMUŞAMAK: “Bahar dallarını sevmeyi ben de bilirdim bir zaman, yüzümü mor salkımların çiyiyle ıslatmayı, rahim ağzı gibi göz göz açıldığını görmeyi tomurcukların, uyandığında karıncalar ve kaplumbağalar, kesesi yırtıldığında eniğin, orada olmayı, çimenler ürperirken, ne güzeldir, ne iyi, yosunun sertliği, sapsarı emin alevi güneşin, toprağın doygunluğu, kemiklerimde ılıması iliğimin ve derken kalbim yumuşardı. Şimd, ister misin…

BEYAZ: “Kurtarıldıktan sonra, kurtarılmak neyse; ambulansa götürdüler. Gündüzdü, çiğ beyaz… Bazı yaz geceleri, balkonda çekirdek içlerdi. Doktorlar, incecik beyaz… Yat dediler ona. Çocukken, ailecek kasabaya inmişler, erkek kardeşiyle fotoğraf çektirmişti, nedense biraz karanlık çıkmıştı orada… Yorgun beyaz. Arada gazete okurdu, sayfalar sıcacık, beyaz. Para bulunca ganyan, rakıyı süzme yoğurtla severdi. Deli beyaz. Hemşire yatın diyordu.…

Deve – Başar Başarır

DEVE: “ Şimdi siz üzerinde deve resmi olan bir paketten sigara içiyorsunuz ya, efendim, ne dediniz? Evet, hem de iki paket sigara içiyorsunuz ya, bilirmisiniz ki bu deve çok kindar bir hayvandır. Hiçbir kötülüğü unutmaz. Hatta denebilir ki deve kiniyle tanınır, kindarlığıyla meşhur olmuştur. Yazık tabii. O güzelim, o fedakâr hayvan çok kere yok yere…