Günlerden Pazar – Ayfer Tunç

GÜNLERDEN PAZAR: “Günlerden pazarmış bugün, uzun süre farkına varmadım. Okuduğum kitabın sonuna gelince, dinlediğim plak bitince, dolaşmaktan ev tükenince televizyonu açtım da; sunucunun biri mutlu pazarlar diledi seyircilere, o zaman anladım günlerden pazar olduğunu. Pazar günleri, hayatın intikam günleri. Neşeli başlasın ve öyle geçsin diye gayret edildikçe insanı koyu bir yalnızlığa, anlaşılmaz bir kedere iten…

Sabır – Hakan Bıçakcı

SABIR: “Sabır diye bir kavram gelip hayatımın merkezine oturuvermişti. Diğer her şey onun gölgesinde kalmıştı. Daha önce gündelik yaşantımda yeri olmayan bu soyut kelime, kapkara bir bulut gibi kurduğum ve duyduğum her cümlenin içine sızmıştı. Zamanla elle tutulur, boğaza sarılır, kuvveti hissedilir bir hâl almıştı.” Nakavt, Ben Tek Siz Hepiniz – Hakan Bıçakcı

Ora – İsmail Güzelsoy

ORA: “Orayla sınırlı kalırsan ya Doğulu ya Batılı olursun ya da ne Doğulu ne de Batılı… İkisi de saçma ve yetersiz. Dünya Doğu ve Batı’dan oluşmaz, yönler ve akıllar zannettiğimizden çok daha fazladır.” Gölge, İsmail Güzelsoy

Kan Lekesi – Kenan Hulusi Koray

KAN LEKESİ: “Kurtların han kapısını dişleriyle kemirdikleri dakikalar!.. Hancının dudaklarından bu saniyeleri âdeta işitiyorduk. Kırılmış dişleri garip bir hareketle ön dudaklarına çarpıyor ve sesleri taklit ettiği zaman alt çenesini daha çok uzatarak bir köpeğin bir kemiği kırması gibi kulaklarımıza sert bir şeyler takılıyordu; ve gittikçe, avuçlarının oraya hemen yapıştırılmış kızıl bir deri renginden yavaş yavaş…

Servi Ağacı – Altay Öktem

SERVİ AĞACI: “İstasyonun olması gereken yerde sadece servi ağaçları vardı. Hiç düşünmeden ağaçların arasından girdim. O karanlıkta, etraftaki mezar taşlarına takılmamaya çalışarak dikkatlice yürümeye başladım. Rıhtımın, parkın, istasyonun olduğu yerde bu kez de devasa bir mezarlık vardı. Artık dayanma gücüm kalmamıştı. Sırtımı bir mezar taşına yaslayıp oturdum. Nasıl olsa ölüler beni duyamaz diye düşünüp kendimi…

Kelebek – Ömer Seyfettin

KELEBEK: “Bahar geldi, ağaçlar çiçek açmaya, yapraklar yeşillenmeye, çimenler bas göstermeye başladı mi, bizim gözümüz artık odalarda duramazdı. Bahçeye koşar, baharın ortasında gezinirdik. İlk göreceğimiz kelebek bir senelik talihimizdi. Onu arar, onu beklerdik. İlk kelebeğin beyaz, pembe olması için maniler söyler, dalların üzerine beyaz ve pembe kumaş parçaları atardık. Sarı veyahut siyah bir kelebek göreceğiz…

Damla – Nursel Duruel

DAMLA: “Ben bir su damlası gibiyim annemin yanında. Dereden kopup havaya sıçrayan haşarı bir su damlasıyım. Güçlü, neşeli, yok edilmez bir su damlasıyım. Durmadan akan derenin ve durmadan değişen annemin bir parçasıyım. Onlardan kopan, ama onlardan bağımsız bir damla.” Geyikler, Annem ve Almanya – Nursel Duruel

Kır Lalesi – Selim İleri

KIR LALESİ: “Kır lalesi diye bir çiçek var mıdır? Ada evlerinin kapılarından fışkıran, bahçelerde gelişigüzel göveren bu çiçeklerin adı olsun kır lalesi. Yengeme kır laleleri toplarım. Kuruturum bir defterin, bir kitabın sayfaları arasında. Bütün bir mevsim uyur orada kır laleleri. Mor izler kalır kâğıtta. Bir yaz sonu götürüp veririm Belkıs Yenge’me. Bir avuç dolusu, bir…

Tip – Fahri Celâlettin Göktulga

TİP: “Bence mevzudan evvel tip vardır. Ve bir tipi bulmak, onu canlandırmak.. işte asıl iş budur. Bir tipi, aylarca aradığım olur. Meselâ bir hikâyemdeki “R” ları “Y” telâffuz eden adamı bulduktan sonra haftalarca onunla arkadaşlık etmek, hiç âdetim olmadığı hâlde kahvelere giderek hazretle tavla oynamak, düşüp kalkmak mecburiyetinde kaldım. Başka türlü yapamazdım… yapamam.”  Fahri Celâlettin…