A’dan Z’ye “Yaşamak Hatırlamaktır” – Ülkü Tamer

“Biraz daha yaşadım. Biraz daha hatırladım. Yazdıklarımı, daha önce yayımlanmışlarla birlikte tek kitapta topladım. Bir yaşamöyküsü değil bu. Bir yaşamın ayrıntıları. Şiirlerimin birinde yazdığım gibi, ‘karanlıkta beyaz kuşlar’. Bu işe Neslihan sürüklemişti beni. Yüreğimde kalmış renkleri benimle paylaşan, yazıya döktüren o oldu,” diye başlıyor “Yaşamak Hatırlamaktır”a Ülkü Tamer. Edebiyattan, spora, sinemadan, yayıncılığa, Antep’ten, tiyatroya karanlığımızı…

Doğum Günü Armağanı – Ülkü Tamer

“Doğum Günü Armağanı: Yine Milliyet Yayınları dönemi. Şubat ayında bir gün ziyaretçim olduğunu söylediler. Bilge Karasu gelmiş. ‘Buyursun,’ dedim hemen. Çok, ama çok uzun süredir görüşmemiştik Bilge’yle. Kucaklaştık. Birer çay söyledik. Neler yaptığımızdan söz ettik. ‘Yeni bir şeyler var mı?’ diye sordum. Utanarak güldü. ‘Ben de onun için gelmiştim,’ dedi. ‘Bir kitabım var. Göçmüş Kediler…

Gök – Bilge Karasu

GÖK: “Gök kapkaraydı. Kan gibi kokuyordu hava. Gök bile kokuyordu. Nebile bisikletten düştüğü gün de böyle bir koku vardı eczanede. Kara derisinin üzerinde kan kapkara duruyordu, kokuyordu böyle. Bir et kokusu, kanlı, yanık bir et kokusu. Gök kapkaraydı. Yağmur ne zaman yağdı, dedim. ‘Yangını söndürdüklerinde yağmaya başladı. Sahi sen uyanmadın mı hiç?’” Kavruk, Troya’da Ölüm Vardı – Bilge…

Cam – Bilge Karasu

CAM: “Camın ardından kedilere bakıyordum. Güneşin içinde yüzüyorlardı yerde. Alaca, boylu boyunca uzanmıştı, karnı tokmuşçasına, gözlerini kırpıştırıp duruyordu bana bakarken; ağzı aralıktı, yaşlı dişlerinin uzamışlığından yorgun…” Anahtar, Troya’da Ölüm Vardı – Bilge Karasu

Zanzalak Ağacı – Bilge Karasu

ZANZALAK AĞACI: “Ağaçlar nasıl ağırdır şimdi, karın altında. Zanzalak ağacını anlatmalı ona. Geniş, ağır, yüksekmiş. Yemişi güzelmiş, çok güzelmiş. Gölgesi genişmiş, koyu, derin, sıcak. Yatak iyice ısındı. Başımı, alnımı geriyor soğuk. Zanzalak ağacının gölgesi sıcak olmalı. Yemişlerini bildiğimce anlatmalıyım ona. Elini atarmış insan, bir ısırırmış.” Zanzalak Ağacı, Troya’da Ölüm Vardı – Bilge Karasu

A’dan Z’ye Bilge Karasu

“Kılavuz’un düğümlerinden birini, kendi ben’ini arayışın ve bulamayışın çözdüğü söylenebilir.” Semih Gümüş, Notos 52, Kılavuz Kendini Yazan Yazı Tam yirmi bir yıldır 13 Temmuz 1995 tarihi Türkiye edebiyat tarihi açısından büyük bir kayıpla anılıyor. O gün, Hacettepe Üniversitesi Hastenesi’nin bir odasında Bilge Karasu hayata gözlerini yumdu. Bu günü anısını daha özel kılmak için yazarlarımızdan Betül…

Bilge Karasu

Ekşisözlük’te itiraf gibi bir başlıktır “bilge karasu süper ama yazdıklarını anlayamıyorum.” Karasu’nun dili imgeseldir, bu yüzden okumak kolay olmaz. Fakat bu dil, ritim, ses, görsellik düşünülerek, büyük bir incelikle kurulduğundan hoş bir tat bırakır, okuru alıp sürükler. Yazdıkları düz yazı, öykü vs. olarak tanımlansa da, kendisi ısrarla “metin” olarak adlandırır kimi ürünlerini. Metinlerinde bireyin sorunlarına ağırlık verir, onun günlük…

Göçmüş Kediler Bahçesi

Bilge Karasu’nun Göçmüş Kediler Bahçesi’den: “Kedilere benzeyebilseydik keşke. Öyle diyesim geliyor sık sık, bu son yıllarda. Yaşadıkları anın iyicene farkındalar gibi. Bir şey bekliyorlarsa bir deliğin başında, onları oyalayıp oradan uzaklaştırmak pek güç.”

Doğum

“Çığlık bir – bir – bir. Demir derinde. Derin, karanlık, zamansız titreyişte. Demirlerden dirim, kurtulmak istediğinde. Getiren, gelecek kadar habersiz. Yeniden tek her şeye karşı, kadın.”

Ada

“Öyle miydi gerçekten? Öyle miydi, yoksa, öyle olduğu düşüncesi, geride kalanlara, köyde olsun, kentte olsun, insanlar arasından ayrılmayanlara, kalabalığın besleyici emziğini ağzından bırakmak istemeyenlere yeterli mi görünmüştü? Bilinmiyordu ki…” Öyküye adını veren “Ada”ya yolculuğumuzda yalnız kalmak için değil, kalabalıklardan sıyrılmak için yol aldığımızı düşüneceğiz belki. Kim bilir?.