Rüzgar – Tomris Uyar

RÜZGÂR: “Her dönüşümde altımdaki çarşafın biraz daha buruştuğu, eskidiği, koktuğu bir yatakta ya da bir kıyı kahvesinde çay bardağını dudağıma götürürken –belki yağmurlu bir gün yaklaşıyordur, belki yadırgadığım biri ilişiyordur masaya, nasıl, tam bilinmez- derken rüzgâr köşeyi döner: çöp tenekelerinin kapakları yerde, antenler kopuk, çatı katlarında çamaşır ipleri darmadağın, yan masada gözlüklü bir adamın gazetesi…

Gülüş – Tomris Uyar

GÜLÜŞ : “Odaya döndüğümde onu duvarlardaki resimleri inceler buluyorum; gülümsüyor. Bu gülüş bir yerde daha böyleydi, bir kere daha tamtamına böyleydi. Onun gülüşlerine benzemiyor. Her zamanki gülüşlerini çok iyi bilirim. Sevinç, ansızın değil usul usul açılır onun yüzünde, kendi tadına vararak ve yüzünden öteye geçmeyi aklına bile getirmeden gözuçlarında yoğunlaşır. Bu, öyle değil. Beni sevdiği,…

Özen – Tomris Uyar

ÖZEN: “Özen denilen şeyin önemini yanında çalışanlara bir türlü anlatamıyordu. Saçlarının parlak ve canlı kalmasını istiyorlarsa, sık sık fön yaptırmaktan, boyuna değişik renkte boyalar denemekten kaçınmalıydılar. Genç yaşta, daha beyazlar çıkmamışken, kınayla pekâlâ yetinebilirlerdi. Daha ilk bakışta ucuz olduğu anlaşılan makyaj malzemelerini, reklamlara düşmüş şampuanlarla kremleri kapışacaklarına pahalı ama yıllar yılı gidecek bir bakıma yatırım yapabilirlerdi.…

Vişne Reçeli – Tomris Uyar

VİŞNE REÇELİ: “‘Kızım yesene, lokmalar ağzında büyüyor bu çocuğun.’ Vişne reçeli çiğnendikçe eskir, akşamsa yoğurdun üstüne dökülür; damalı örtüdeki taze ekmek kırıntıları nedense midemi bulandırıyor. Oysa akşamları deniz kıyısındaki çaycıda annemle otururken rüzgâr örtüleri savurur. Temizlik kokar. Bacaklarıma bir kedinin utangaç burnu değer. Bakışırız. Dengeyi benden yana bozmamak için onu kucağıma almaya kalkmam. Bırakırım yalansın,…

El İşleri – Tomris Uyar

EL İŞLERİ : “Elişleri var olmasına, hem de ne güzelleri, yalnız sarı lekeler kaplamış bezleri, bir bilen olsa bu lekeler nasıl çıkar. Sandık lekeleri çıkar. Şu markinin kollarındaki danteller sözgelimi, şimdi nerden bulacaksın? Elişleri bile para etmiyormuş diyorlar, uğraşacak vakit yokmuş. Eskiden günler uzundu; kararında, tutumluydu. Ben kaç günler işledim bunları, perdeleri azıcık aralardım, o…

Tahin Pekmez Günleri – Tomris Uyar

TAHİN PEKMEZ GÜNLERİ: “Şükran Hanım telefonu kapattıktan sonra fazla erken hazırlandığını fark etti. İyi ki makyajını yapmamıştı daha. En iyisi yarım saat sonra lokantaya inmek, sonbahar akşamının çöküşünü orada izlemekti. Eskiler, yaz sonuna tahin-pekmez günleri derlerdi, ne güzel! Koyu tarçınla acı karanfil karışımı bir duygu, bir tat. Batan güneşin kızılıyla baygın ıhlamur kokusu.” Tahin Pekmez Günleri,…

Gece Elbisesi – Tomris Uyar

GECE ELBİSESİ : “O sırada yanımızdan geçen bisikletli çocuğun bir anlığına kıpırdattığı esintide, dükkanın önündeki askıda duran gece elbisesi dalgalandı. Rüzgârla savrulan kırmızı tül, güneş ışığında lime limeydi, altındaki yer yer yırtık astarın kesiminden, bu giysiyi ince bedenli bir kadının giydiği ortaya çıkıyordu. Nasıl biri peki? Ya gençken delişmen bir pavyon kızı, sonraları uslanmış, bunu sıradan…

Bit Pazarı – Tomris Uyar

BİT PAZARI: “Alanın sağ yanına düşen eski bitpazarı sokağında hiçbir cıvıltı yoktu: ne geçmişten, ne şimdiden. Tezgâhlara rastgele yığılmış, neye yaradıkları ilk bakışta anlaşılmayan birtakım nesneler –galiba bir pasta kalıbı, galiba bir lamba altlığı, galiba bir pul cımbızı, galiba bir nihale – bir rehinci dükkânının hüznünü çağrıştırıyordu. Sanki bu kentin başına bir felaket gelmişti. Sanki herkes…

Sessizlik – Tomris Uyar

SESSİZLİK : “Derelerden, arta kalan ne varsa: sessizlik. Çoraklıkta sürüp gider. Çamurlu, kırmızı yarıklar açar kendine, ufak yollar, ince kıvrımlar; suları kabarcıklandırır oralarda, bir barınak bulayım diye, sonra kıyılarına ve dibine tutuna tutuna gelişir, hızlanır, (tıpkı dere gibi) sürer. Neler mi düşer? Kıyıdaki bir baharın pembeleri, dal kırığı, gül yaprağı, yeterince uzağa fırlatılmamış bir çapari, becerikli…

Rüzgar – Tomris Uyar

RÜZGAR : “Nevin herkesi haklı bulur. Nevin çok ince, çok zayıf, öyle ki, hızlıca bir rüzgar esse… Nevin, bütün hayatı boyunca o esecek rüzgârı bekledi. Bir rüzgâr esse de bitse. Ciğerlerindeki sızı, boğazındaki gıcık. Vapursa giderken sırtını rüzgâra verme sakın, cereyanda durma, sonra her sabah bol bol süt, bal, kızılcık reçeli öğütleri ve şerbetler. Dans yok,…