İstanbul – Tarık Dursun K.

İSTANBUL: “Aşağılarda Haliç gözükmüyor, görmüyorum. Boş boş bakıyorum. Denizi denizlikten çıkmış. Kibrit kutusu vapurların biri gidiyor, biri geliyor. Karım, ‘Bu mu senin İstanbul İstanbul dediğin?’ diyor. O zaman, işte elden ayaktan oluyorum. Susuyorum. Soluklanmadan yine yokuşlardan, alçala alçala iniyoruz. Boz bulanık bir su, bizimle bir iniyor; evler arkamız sıra yükseliyor, örtünüyoruz.” “Deli Otları İstanbul’un” Karanfilli…

Soru – Kerem Işık

SORU: “Pembo geliyor sonra. Yıllardır beslediğim sokak kedisi. Yatak odası penceremi açıp onu içeri alıyorum. Bir süre odada dolaştıktan sonra yatağa çıkıp yanıma kıvrılıyor. Simsiyah tüylü, kalın enseli güzel bir kedi. Uyuyamıyorum. Aklımda tek bir soru. Söylesene, diyorum Pembo’ya sarılıp, söylesene ne olacak benim bu halim?” Her şeyi Bilir mi Bir Sokak Kedisi? – Aslında…

Yumuşamak – Birgül Oğuz

YUMUŞAMAK: “Bahar dallarını sevmeyi ben de bilirdim bir zaman, yüzümü mor salkımların çiyiyle ıslatmayı, rahim ağzı gibi göz göz açıldığını görmeyi tomurcukların, uyandığında karıncalar ve kaplumbağalar, kesesi yırtıldığında eniğin, orada olmayı, çimenler ürperirken, ne güzeldir, ne iyi, yosunun sertliği, sapsarı emin alevi güneşin, toprağın doygunluğu, kemiklerimde ılıması iliğimin ve derken kalbim yumuşardı. Şimd, ister misin…

BEYAZ: “Kurtarıldıktan sonra, kurtarılmak neyse; ambulansa götürdüler. Gündüzdü, çiğ beyaz… Bazı yaz geceleri, balkonda çekirdek içlerdi. Doktorlar, incecik beyaz… Yat dediler ona. Çocukken, ailecek kasabaya inmişler, erkek kardeşiyle fotoğraf çektirmişti, nedense biraz karanlık çıkmıştı orada… Yorgun beyaz. Arada gazete okurdu, sayfalar sıcacık, beyaz. Para bulunca ganyan, rakıyı süzme yoğurtla severdi. Deli beyaz. Hemşire yatın diyordu.…

Deve – Başar Başarır

DEVE: “ Şimdi siz üzerinde deve resmi olan bir paketten sigara içiyorsunuz ya, efendim, ne dediniz? Evet, hem de iki paket sigara içiyorsunuz ya, bilirmisiniz ki bu deve çok kindar bir hayvandır. Hiçbir kötülüğü unutmaz. Hatta denebilir ki deve kiniyle tanınır, kindarlığıyla meşhur olmuştur. Yazık tabii. O güzelim, o fedakâr hayvan çok kere yok yere…

Resim – Murat Özyaşar

RESİM: “Nicedir, duvara asılı bir resim duruyor odamda. Kimin yaptığını bilmiyorum. Sevdim. Duvarıma astım. Gözümün önünde olsun istedim. Resim şöyle: Bir ağaç, yalnız. İnsanın ağaca sarılası geliyor. Ağacın gittikçe uzayan ve yere doğru kıvrılan dalları var. Bu kıvrılan dallardan çıkan daha ince, daha kısa dallar var sonra. Bu daha ince dalların her birine kendini asmış…

Nurdan Beşergil – Yazarların Günlük Ritüelleri

Yazıyla geçen bir gününüzü nasıl programlarsınız? Geç yattığım için güne geç başlıyorum. Her gün düzenli olarak yazının başında oturmaya, elimde mutlaka ilgi isteyen bir fikir bulundurmaya özen gösteriyorum. Yazıda memnun kaldığım bir akışı yakalamanın keşfettiğim bir formülü henüz yok. Koyu bir yoğunlaşmanın ya da uzun bir ara verip özlemenin mutlaka işe yaradığını söyleyemem. Yazmaya, çizmeye,…

Murat Özyaşar – Yazarların Günlük Ritüelleri

Yazıyla geçen bir gününüz nasıl geçer? Nasıl programlarsınız? Yazıya çalışmak benim için bir “tören provası”dır çoğu zaman. Sabahları erken uyanmaktan nefret ederim. Sabahın ışığının tuhaf bir biçimde gövdeme, aklıma ve kalbime ağır gelen bir yanı var, yorgunluk diyemem buna, “ağır” bir şey bu. Bu sebeple ve mümkünse öğlene doğru kalkmak ve güne başlamak, daha doğrusu…

Altay Öktem – Yazarların Günlük Ritüelleri

Benim için yazmak, sadece yazının başına oturulan anlarla ilgili bir süreç değil. Hayatın tamamına yayılan bir eylem. Gündelik hayatın içinde düşe kalka yaşarken de bir yazı veya şiir kendiliğinden yazılmayı sürdürüyor beynin gizli saklı bir bölümünde. Beyinde kendiliğinden olgunlaşan yazma süreci son aşamaya geldiğinde, yani son damla damlayıp da bardak taşmak üzere geldiğinde kâğıda, kaleme…

Gece Sefası – Erendiz Atasü

GECE SEFASI: “Sigara dumanı yüklü karanlık salonda herkes bir şeylerin peşindeydi, bilse de bilmese de… İçki ve sigara. Ve müzik. Bir kaşık Rus salatası, haşlanmış yarım yumurta, dörtte bir salam… İki üç fıkra, neşeye öykünen üç-beş kahkaha ve bir tutam gizli umut… İnce bir dilim salatalık, bir yudum içki ve bir avuç tatlı beklenti… Eğlenmeye,…