Beni Sev – Tarık Dursun K.

BENİ SEV: “(‘…Senden hiç bıkmayacağım…’ diyordu, ‘hiç bıkmayacağım. Bana daha sıkı sarıl, daha, daha sıkı. Beni sev! Beni sev!’ Onu benim kadar hiç kimse sevmedi. Hiç kimse! Bunu bir tek ben biliyorum, o bilmiyor. Onu benim kadar da hiç kimse sevmeyecek. Öyle doygun, öyle aç, her an aç! Dudaklarının etini dişlerdim. Bir küçük hayvan gibi…

Martı – Ahmet Büke

MARTI: “Haydarpaşa Garı serindi. İskeleye doğru merdivenlerden inmeye başlayınca daha da serinledi ortalık. Bir martı tam karşıda rüzgâra inat durup aşağılara baktı. Martılar hızlıdır ya, uçtu gitti” “Ağır” Zamanlar-Cazibe İstasyonu, Ahmet Büke

Bambaşka Bir Yer – Hakan Bıçakcı

BAMBAŞKA BİR YER: “Yaklaşık on yıldır, her akşam işten eve yürüdüğüm yol bambaşka bir yer olmuştu iki günde. Evime giden yarım saatlik mesafeyi iki gündür aşamamıştım. İşten eve evden işe robot gibi gidip gelirken, işim de evim de manasızlaşmıştı. Kabuğunu düşüren bir böcek gibi üzerimden atmıştım robotsu parçalarımı. Ölü deri gibi arkamda bırakmıştım.” Evden İşe…

Sıcaklık – İnci Aral

SICAKLIK: “Artık âşık olmadığım için, kabullenme ve bağışlanmayla bakıyorum ona. Koluna giriyorum, görmüş geçirmişlikle. Birbirimize yaslanarak, eğlenip yalpalayarak yürüyoruz, bedeninin eski sıcaklığını, kokusunu duyuyorum. İstekle değil, sevecenlikle dolu içim. Dostluk ve ne olursa olsun bir zamanlar bölüşülmüş bir aşktan utanç ve keder duymamak bu sıcaklık.” Üçüncü Kişi, Gölgede Kırk Kişi – İnci Aral

16 Haziran – Sadık Yalsızuçanlar

16 HAZİRAN: “16 Haziran günü, koyunları otlatmak üzere çıktım. Tel örgünün dışına da mayın döşemişler. Koyunları sürürken birden oldu her şey. Kâbus gibiydi. Aniden oldu bitti. Önce büyük bir ses duydum. Sonra korkunç bir acı hissettim. Gözlerimi açtığımda parçalanarak, etrafıma dağılan kendi et parçalarımla karşılaştım. Bir bacağım koptu, parmaklarım uçtu. Kendime bakarken kork­tum. Parçalanan vücudumu…

İstanbul Kızı – Füruzan

İSTANBUL KIZI: “İstanbul’a köylüler doldu Rahmi Bey. Dilini düzeltemeyen, adımını atamayan, insanın ardında bitiveriyor. Öyle gezme yerinde dursun. Belediye otobüslerinin sıcak bastırdıkça sasıyan tozlarını mı çekeceğim. Bir ayak kokusu ki deme gitsin. İçi kabarıyor insanın. Hele geçende Beykoz’a gittiğimizde burnumdan geldi. Ben titiz kadınım Rahmi Bey. Elin dağdan inmeleriyle ameleleriyle itiş kakış gezme mi olurmuş?…

Neden Yazıyorum? – Vüs’at O Bener

NEDEN YAZIYORUM?: “Neden yazıyorum? Başka hiçbir uğraşım olmadığı için mi? ‘Yaşama sevinci’ dedikleri kof, anlamsız tutamak. Kör sevinç, paylaşılamayan. Yazgı mı boyun eğmek, değiştirememek koşulları? İrdeleye irdeleye bireysel yaşamaya hükümlülüğün bitiren, çürüten yalnızlığını sürükledim hep. Çevrem, damgalanan alnıma baktı, biraz kafa kaldırsam!” Cezaevi Günleri- Siyah Beyaz, Vüs’at O Bener

Günlerden Pazar – Ayfer Tunç

GÜNLERDEN PAZAR: “Günlerden pazarmış bugün, uzun süre farkına varmadım. Okuduğum kitabın sonuna gelince, dinlediğim plak bitince, dolaşmaktan ev tükenince televizyonu açtım da; sunucunun biri mutlu pazarlar diledi seyircilere, o zaman anladım günlerden pazar olduğunu. Pazar günleri, hayatın intikam günleri. Neşeli başlasın ve öyle geçsin diye gayret edildikçe insanı koyu bir yalnızlığa, anlaşılmaz bir kedere iten…

Sabır – Hakan Bıçakcı

SABIR: “Sabır diye bir kavram gelip hayatımın merkezine oturuvermişti. Diğer her şey onun gölgesinde kalmıştı. Daha önce gündelik yaşantımda yeri olmayan bu soyut kelime, kapkara bir bulut gibi kurduğum ve duyduğum her cümlenin içine sızmıştı. Zamanla elle tutulur, boğaza sarılır, kuvveti hissedilir bir hâl almıştı.” Nakavt, Ben Tek Siz Hepiniz – Hakan Bıçakcı